Hamilelikte alınan
kilolar, gün gelir bir tarafımızı tırmalar mı acaba? Yahu tırmalarsa da
bizimkini tırmalayacak; ama derdi tasası elaleme düştü, değil mi? Bi gidin
allasen ya…
Instagram’da hamilelik ve
annelik hesaplarının hızlı yükselişini göz önüne alırsak bugün bebekli bebeksiz
herkesin Keşfet’ine en az bir göbek fotosu düştüğünü varsayabiliriz.
Tüm bu imgelerin ardında
yatan dayatmalar ise hayatın hâlihazırdaki zorluk ve stresine bir yenisini
eklemek için kapıda bekliyor sanki.
Fit ol, fit kal, fitsin
sen fit kaaal!
“İmdaat!” diye bağırasım
var sayın seyirciler. İmdat!
Yoo, hayır. Kıskanmadım,
valla bak… Çünkü bunun kıskanılacak bir şey olduğunu düşünmüyorum. İnsan ancak
böyle bir şeye iyi niyetle imrenebilir. Fakat imrenmekle yahut birtakım
çabalarla da aynı sonuca ulaşabileceğinin garantisi yoktur. Her zaman
vurguladığım şeye dönüyorum: Her insan farklıdır ve bu bebekken bile
bellidir, böyledir.
Hamile kalmadan yıllar
önce bile zihnimi en çok meşgul eden konuydu hamilelik kiloları. Hiçbir zaman 0
beden kadar ince olmadım; ama hep zayıftım. Bunu da herhangi bir spora falan
borçlu olmadığım için hamilelikte sınırı aşmaktan korkardım hep. Sonra bir gün
o sihirli çift çizgi belirdi ve hayatım geri döndürülemez bir şekilde değişmeye
başladı…
Şimdi benim hikâyem
üzerinden sürece bir göz atalım.
İlk aylar kusma sorunum
oldu. Aslında kusmaktan çok mide bulantısıydı ve bu bulantıyı bastırmak için
yapabileceğim tek şey yemekti, evet yemek yemek hem de delicesine. Kusmuşsam
eğer daha da çok acıkıyordum ve vallahi de billahi de bu benim suçum değildi. Hain
hormonlar…
Dolayısıyla kilo falan
vermeden geçirdim bu süreci. Birkaç kilo almaya da başlamıştım. Hamileliğimi
öğrenir öğrenmez aldığım kitaplardan biri de “Bir Diyetisyenin Hamilelik
Günlüğü” idi. Ben bu kitaptan ciddi ölçüde faydalandım. Amacım sadece az kilo
almak değildi; ama yine de yemenin bir alışkanlık veya açlık tatmininden ziyade
bebeğim için yaptığım bilinçli bir şey olmasını istiyordum. Bebeğim için
yaşamın ilk bin gününün temelleri henüz benim karnımdayken atılıyordu. Bu sağda
solda denk gelebileceğiniz 1000 adım mevzuu da bu anlama geliyor nitekim.
Kitabın hiçbir
sınırlayıcı, zora sokucu yanı yok. Bilakis son derece empati ve doğallıkla
yazılmış. O yüzden sizi herhangi bir diyete sokmuyor. Zaten hamilelik diyet
yapılacak bir dönem değil. Hamilelik bir hastalık da değil. Öncelikle bu olaya
bakışımızı değiştirmek ve daha sonra etrafımızdakilere de bu konuda bir
“aydınlatma” yaşatmak gerekiyor sanırım.
“Sen hamilesin, çift
canlısın.”
Yahu daha ikinci çizgi
bile netleşmemiş. Bebek toplasan 10 gram değil. Niye yükleniyorsun hamileye
teyzecim? İçeride bir öğütücü var da bizim mi haberimiz yok? Ha kendi kararıyla
ve canı çektiği, aşerdiği için yiyecekse bırak yesin istediğini. Burada kaygısı
yediklerinin sağlıklı şeyler olup olmadığı olabilir en fazla ki bu da belli bir
miktarda olduğu sürece tolere edilebilir. Dedim ya: “Hamilelik bir hastalık
değildir.” Ancak hormonlar bizi biraz hassaslaştırabilir. Bu noktada beden
sağlığı kadar ruh sağlığı da önemlidir ve o bir kutu çikolata o kadını mutlu
edecekse elbette yiyebilir. Kaygılarımızdan arındıkça daha mutlu oluruz çünkü.
Fakat ipin ucunu ciddi manada kaçırmak sizi sonrasında büyük elemlere
sürükleyecekse kendi sınırınızı yine kendiniz koymalısınız.
Her hamile aşermek
zorunda değil. Benim öyle bir şeyim olmadı; ama canım hep kokoreç istedi hiç
yiyemediğim için. Hamilelik öncesi de en çok sevdiğim şeydi. Toksoplazma
riskinden dolayı yiyemedim. Kimsenin, “Canın çeker.” Bahanesiyle ağzınıza
tıkıştırdığı şeyleri yemek zorunda değilsiniz. Gerçekten canınız istiyorsa
elbette yiyin.
Doğum yapmamın üzerinden
11 ay geçti neredeyse. Hamilelikte 10 kilo almıştım. Kafamda da gerçekten ideal
olarak belirlediğim, daha doğrusu işler kontrolden çıkınca üst sınır olarak
belirlediğim kiloydu bu 10 kilo. Bu kiloları da özel bir şey yapmadan doğumdan
sonraki 34. Günde tamamen verdim. Bunların hiçbiri hiç kimseyi strese sokmak
için paylaştığım bilgiler değil. Sadece sürecin benim için nasıl işlediğini
anlatmaya çalışıyorum.
Hamile kalmadan bir süre
önce doğum kontrol hapı kullanmayı bıraktığım için 3-4 kg almıştım.
Hamileliğime 58 kg ile başladım. Sabahları aç karnıma ve ince kıyafetlerle
tartılıyordum, yani olması gerektiği gibi. Doğumdan birkaç gün önce deli gibi
yemek yedikten sonra o 70’in 7’sini görmüştüm; ama doğumdan önceki sabah 68
kiloydum. Bu 10 kiloyu geri verdiğimde kesinlikle eski ben gibi görünmüyordum.
Karnım epey küçülmüştü; ama ilk aylar çok büyümediğini varsayarsak aslında bir
6-7 aylık hamile gibi görünüyordum bence. Gerçekten de 28. haftaya kadar karnım
neredeyse yoktu. Bu arada bir başka yazıda kafa karışıklığını gidermek için
değinecek olsam da şöyle belirteyim. Geç döllenme olduğu için SAT’a göre 38+5
gibi görünse de 36+5’te doğum yaptım ve bu 10 kiloyu o sürede aldım. Bebek
dursa daha da alırmışım. Çünkü sanırım son 6 kiloyu 2-3 ay içinde almıştım.
Deniz 3260 gram ve 50 cm üzerinde doğdu.
Kiloyu vermek benim için
kısmen bir zafer gibiydi. Çünkü her ne kadar tartı tek kıstas olmasa da insan
yine de hayal ettiği kilolara yaklaştıkça mutlu oluyor. Bir ara 53-54 kg’ye
düştüm diyetsiz. Asıl kiloma yani. Belim tam olarak incelmese de birkaç kilo
daha verirsem eski hâlime iyice yaklaşacağımı düşünmüştüm ki hamilelikte
açılmayan iştahım emzirme/süt sağma döneminde deli gibi açıldı. Adeta bir yeme
makinesine dönüştüm. Sonuç olarak şu sıralar da olduğum gibi 55-56 kilodayım.
Ben sende tutuklu kaaaldııımmm… Yok yani gitmiyor, gerçi ben de zerre çaba
harcamıyorum. Hatta diyabet hastası olduğumdan şüpheleniyorum. Sürekli
acıkıyorum ve tuvalete gidiyorum.
Son iki aya kadar
kitaptaki gibi üç ana üç ara öğün şeklinde beslenmeme devam ettim. Hatta bu
beslenmeyi şimdi sürdürsem kesin kilo veririm; ama ben kilo aldım. Çünkü bu çok
normal. Çünkü bu, muazzam bir sürecin parçası ve kesinlikle benimsememiz,
kabullenmemiz gereken bir şey.
Ayrıca kullandığım
vitaminler iştahımı açtı ve kiloma etkisi oldu. Ben de son iki ayı daha özgür
ve eğlenceli geçirmek istedim ve canımın istediği gibi yiyip içtim. Dikkat
ettiğim tek şey haftada iki kez balık tüketmek oldu, yanında bol yeşillik ve
yeşil bitkilerdeki demirin emilimini arttıracak C vitamini deposu koca bir
bardak portakal suyuyla! (Hamilelikteki beslenmemden önceki yazılardan birinde
bahsetmiştim.) Bunun dışında kendime asla bir sınır koymadan canım ne çektiyse
yedim, miktarları kendim ayarladım. :) Mutlu olmak o sıralar yemek yemekti. Ben
de öyle yaptım! Son zamanlar gerçekten de iki canlı olduğunu hissediyor insan.
E tabii sürekli acıkınca aksi mümkün olmuyor pek!
Uzmanlar genelde
hamilelikteki ideal kilo alımını 8-15 kg olarak belirtiyor. Aslında bu “ideal”
de çok göreceli bir şey. Biraz fazla kilolu hamile kalan biri hamilelikte çok
az kilo alabilir ve aşırı zayıf çok daha fazla kilo alabilir ya da tam tersi.
Bunun belli bir kaidesi yok aslında, tamamen metabolizma ve daha sonra yeme
alışkanlıkları bu duruma etki eden faktörler. Çok az kilo aldıysanız kendinizi
şanslı hissedebilir ve hatta bundan mutluluk duyabilirsiniz; ancak bu mutluluk
bir başkasının mutsuzluk kaynağı olmamalı. Bir hamilenin maruz kaldığı çoğu
olumsuz cümleyi de aslında bir zamanlar hamile olup aynı süreci yaşayan birinin
veya daha da kötüsü henüz bu süreci tatmamış birinin ağzından dökülüyor olması
ne acı. Her tecrübe kişiye özeldir. Bazı hamileler diyabet veya hipertansiyon
gibi sağlık problemleri yüzünden çok kilo alabiliyor. Burada kilo en son
düşüneceğiniz şey olmalı. Önce sizin ve bebeğinizin sağlığı geliyor elbette. Bu
sınırların altında veya üstünde kalarak da sağlıklı bir hamilelik geçirebilir
ve pekâlâ mutlu ve sağlıklı bir şekilde doğum yapabilirsiniz.
Doğum kiloları elbette
verilecek, sadece doğru zamanın gelmesi gerekiyor. Kafanıza kazınmaya çalışan
fit hamile imajını silin ve onun yerine musmutlu, pozitif ve sağlıklı bir
hamile çizin.
Sağlık ve sevgiyle kalın…

Bu yazıma yorum yapabilirsiniz.