27 Aralık 2016 Salı

Hamilelikte Kilo Alımı

Hamilelikte alınan kilolar, gün gelir bir tarafımızı tırmalar mı acaba? Yahu tırmalarsa da bizimkini tırmalayacak; ama derdi tasası elaleme düştü, değil mi? Bi gidin allasen ya…

Instagram’da hamilelik ve annelik hesaplarının hızlı yükselişini göz önüne alırsak bugün bebekli bebeksiz herkesin Keşfet’ine en az bir göbek fotosu düştüğünü varsayabiliriz.

Tüm bu imgelerin ardında yatan dayatmalar ise hayatın hâlihazırdaki zorluk ve stresine bir yenisini eklemek için kapıda bekliyor sanki.

Fit ol, fit kal, fitsin sen fit kaaal!

“İmdaat!” diye bağırasım var sayın seyirciler. İmdat!

Yoo, hayır. Kıskanmadım, valla bak… Çünkü bunun kıskanılacak bir şey olduğunu düşünmüyorum. İnsan ancak böyle bir şeye iyi niyetle imrenebilir. Fakat imrenmekle yahut birtakım çabalarla da aynı sonuca ulaşabileceğinin garantisi yoktur. Her zaman vurguladığım şeye dönüyorum: Her insan farklıdır ve bu bebekken bile bellidir, böyledir.

Hamile kalmadan yıllar önce bile zihnimi en çok meşgul eden konuydu hamilelik kiloları. Hiçbir zaman 0 beden kadar ince olmadım; ama hep zayıftım. Bunu da herhangi bir spora falan borçlu olmadığım için hamilelikte sınırı aşmaktan korkardım hep. Sonra bir gün o sihirli çift çizgi belirdi ve hayatım geri döndürülemez bir şekilde değişmeye başladı…

Şimdi benim hikâyem üzerinden sürece bir göz atalım.
İlk aylar kusma sorunum oldu. Aslında kusmaktan çok mide bulantısıydı ve bu bulantıyı bastırmak için yapabileceğim tek şey yemekti, evet yemek yemek hem de delicesine. Kusmuşsam eğer daha da çok acıkıyordum ve vallahi de billahi de bu benim suçum değildi. Hain hormonlar…

Dolayısıyla kilo falan vermeden geçirdim bu süreci. Birkaç kilo almaya da başlamıştım. Hamileliğimi öğrenir öğrenmez aldığım kitaplardan biri de “Bir Diyetisyenin Hamilelik Günlüğü” idi. Ben bu kitaptan ciddi ölçüde faydalandım. Amacım sadece az kilo almak değildi; ama yine de yemenin bir alışkanlık veya açlık tatmininden ziyade bebeğim için yaptığım bilinçli bir şey olmasını istiyordum. Bebeğim için yaşamın ilk bin gününün temelleri henüz benim karnımdayken atılıyordu. Bu sağda solda denk gelebileceğiniz 1000 adım mevzuu da bu anlama geliyor nitekim.

Kitabın hiçbir sınırlayıcı, zora sokucu yanı yok. Bilakis son derece empati ve doğallıkla yazılmış. O yüzden sizi herhangi bir diyete sokmuyor. Zaten hamilelik diyet yapılacak bir dönem değil. Hamilelik bir hastalık da değil. Öncelikle bu olaya bakışımızı değiştirmek ve daha sonra etrafımızdakilere de bu konuda bir “aydınlatma” yaşatmak gerekiyor sanırım.

“Sen hamilesin, çift canlısın.”
Yahu daha ikinci çizgi bile netleşmemiş. Bebek toplasan 10 gram değil. Niye yükleniyorsun hamileye teyzecim? İçeride bir öğütücü var da bizim mi haberimiz yok? Ha kendi kararıyla ve canı çektiği, aşerdiği için yiyecekse bırak yesin istediğini. Burada kaygısı yediklerinin sağlıklı şeyler olup olmadığı olabilir en fazla ki bu da belli bir miktarda olduğu sürece tolere edilebilir. Dedim ya: “Hamilelik bir hastalık değildir.” Ancak hormonlar bizi biraz hassaslaştırabilir. Bu noktada beden sağlığı kadar ruh sağlığı da önemlidir ve o bir kutu çikolata o kadını mutlu edecekse elbette yiyebilir. Kaygılarımızdan arındıkça daha mutlu oluruz çünkü. Fakat ipin ucunu ciddi manada kaçırmak sizi sonrasında büyük elemlere sürükleyecekse kendi sınırınızı yine kendiniz koymalısınız.

Her hamile aşermek zorunda değil. Benim öyle bir şeyim olmadı; ama canım hep kokoreç istedi hiç yiyemediğim için. Hamilelik öncesi de en çok sevdiğim şeydi. Toksoplazma riskinden dolayı yiyemedim. Kimsenin, “Canın çeker.” Bahanesiyle ağzınıza tıkıştırdığı şeyleri yemek zorunda değilsiniz. Gerçekten canınız istiyorsa elbette yiyin.

Doğum yapmamın üzerinden 11 ay geçti neredeyse. Hamilelikte 10 kilo almıştım. Kafamda da gerçekten ideal olarak belirlediğim, daha doğrusu işler kontrolden çıkınca üst sınır olarak belirlediğim kiloydu bu 10 kilo. Bu kiloları da özel bir şey yapmadan doğumdan sonraki 34. Günde tamamen verdim. Bunların hiçbiri hiç kimseyi strese sokmak için paylaştığım bilgiler değil. Sadece sürecin benim için nasıl işlediğini anlatmaya çalışıyorum.

Hamile kalmadan bir süre önce doğum kontrol hapı kullanmayı bıraktığım için 3-4 kg almıştım. Hamileliğime 58 kg ile başladım. Sabahları aç karnıma ve ince kıyafetlerle tartılıyordum, yani olması gerektiği gibi. Doğumdan birkaç gün önce deli gibi yemek yedikten sonra o 70’in 7’sini görmüştüm; ama doğumdan önceki sabah 68 kiloydum. Bu 10 kiloyu geri verdiğimde kesinlikle eski ben gibi görünmüyordum. Karnım epey küçülmüştü; ama ilk aylar çok büyümediğini varsayarsak aslında bir 6-7 aylık hamile gibi görünüyordum bence. Gerçekten de 28. haftaya kadar karnım neredeyse yoktu. Bu arada bir başka yazıda kafa karışıklığını gidermek için değinecek olsam da şöyle belirteyim. Geç döllenme olduğu için SAT’a göre 38+5 gibi görünse de 36+5’te doğum yaptım ve bu 10 kiloyu o sürede aldım. Bebek dursa daha da alırmışım. Çünkü sanırım son 6 kiloyu 2-3 ay içinde almıştım. Deniz 3260 gram ve 50 cm üzerinde doğdu.

Kiloyu vermek benim için kısmen bir zafer gibiydi. Çünkü her ne kadar tartı tek kıstas olmasa da insan yine de hayal ettiği kilolara yaklaştıkça mutlu oluyor. Bir ara 53-54 kg’ye düştüm diyetsiz. Asıl kiloma yani. Belim tam olarak incelmese de birkaç kilo daha verirsem eski hâlime iyice yaklaşacağımı düşünmüştüm ki hamilelikte açılmayan iştahım emzirme/süt sağma döneminde deli gibi açıldı. Adeta bir yeme makinesine dönüştüm. Sonuç olarak şu sıralar da olduğum gibi 55-56 kilodayım. Ben sende tutuklu kaaaldııımmm… Yok yani gitmiyor, gerçi ben de zerre çaba harcamıyorum. Hatta diyabet hastası olduğumdan şüpheleniyorum. Sürekli acıkıyorum ve tuvalete gidiyorum.

Son iki aya kadar kitaptaki gibi üç ana üç ara öğün şeklinde beslenmeme devam ettim. Hatta bu beslenmeyi şimdi sürdürsem kesin kilo veririm; ama ben kilo aldım. Çünkü bu çok normal. Çünkü bu, muazzam bir sürecin parçası ve kesinlikle benimsememiz, kabullenmemiz gereken bir şey.

Ayrıca kullandığım vitaminler iştahımı açtı ve kiloma etkisi oldu. Ben de son iki ayı daha özgür ve eğlenceli geçirmek istedim ve canımın istediği gibi yiyip içtim. Dikkat ettiğim tek şey haftada iki kez balık tüketmek oldu, yanında bol yeşillik ve yeşil bitkilerdeki demirin emilimini arttıracak C vitamini deposu koca bir bardak portakal suyuyla! (Hamilelikteki beslenmemden önceki yazılardan birinde bahsetmiştim.) Bunun dışında kendime asla bir sınır koymadan canım ne çektiyse yedim, miktarları kendim ayarladım. :) Mutlu olmak o sıralar yemek yemekti. Ben de öyle yaptım! Son zamanlar gerçekten de iki canlı olduğunu hissediyor insan. E tabii sürekli acıkınca aksi mümkün olmuyor pek!

Uzmanlar genelde hamilelikteki ideal kilo alımını 8-15 kg olarak belirtiyor. Aslında bu “ideal” de çok göreceli bir şey. Biraz fazla kilolu hamile kalan biri hamilelikte çok az kilo alabilir ve aşırı zayıf çok daha fazla kilo alabilir ya da tam tersi. Bunun belli bir kaidesi yok aslında, tamamen metabolizma ve daha sonra yeme alışkanlıkları bu duruma etki eden faktörler. Çok az kilo aldıysanız kendinizi şanslı hissedebilir ve hatta bundan mutluluk duyabilirsiniz; ancak bu mutluluk bir başkasının mutsuzluk kaynağı olmamalı. Bir hamilenin maruz kaldığı çoğu olumsuz cümleyi de aslında bir zamanlar hamile olup aynı süreci yaşayan birinin veya daha da kötüsü henüz bu süreci tatmamış birinin ağzından dökülüyor olması ne acı. Her tecrübe kişiye özeldir. Bazı hamileler diyabet veya hipertansiyon gibi sağlık problemleri yüzünden çok kilo alabiliyor. Burada kilo en son düşüneceğiniz şey olmalı. Önce sizin ve bebeğinizin sağlığı geliyor elbette. Bu sınırların altında veya üstünde kalarak da sağlıklı bir hamilelik geçirebilir ve pekâlâ mutlu ve sağlıklı bir şekilde doğum yapabilirsiniz.

Doğum kiloları elbette verilecek, sadece doğru zamanın gelmesi gerekiyor. Kafanıza kazınmaya çalışan fit hamile imajını silin ve onun yerine musmutlu, pozitif ve sağlıklı bir hamile çizin.

Sağlık ve sevgiyle kalın…

Bu yazıma yorum yapabilirsiniz.

Blogda Ara

Son Yazılar

Tüm Yazıları Göster

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı