…Cuma günkü muayeneden (38+0) ayrılırken
doktoruma önümüzdeki bir hafta içinde doğuracağımı düşünmediğimi söylemiştim. O
da benimle aynı fikirde olduğunu söyleyip gülmüştü hatta. Gerçekten de son
haftalar yaklaştıkça sanki daha bir bütünleşiyorduk oğlumla ve birbirimizden
ayrılmaya hiç niyetimiz yok gibiydi…
Cumartesi günü kendimi yorgun
hissettiğim için arkadaşlarla bizim evde zaman geçirmeye karar vermiştik. Hatta
evde aksiyon olsun diye o gün doğumun başlamasını çok istediler. Onlar gidince
tansiyonumun yükseldiğini fark ettik yine. Doktorum bu durumun son haftalarda
tehlikeli olabileceğini söylemişti; ancak saat 2’yi geçtiği için biraz çekimser
kaldık hastaneye gitmekte. Sonra bebeğin hareketleri anormal derecede, daha
önce hiç olmadığı kadar artınca saat 4 gibi Medicana 13. Katta açtık gözümüzü.
Orada ilk önce tansiyonum ölçüldü, sonuç 11/7 çıktı ve gayet normaldi. Hemşire,
doktorumu bilgilendirdi ve 38+2’de olduğum için bir de NST’ye bağladılar beni.
Yaklaşık yarım saatlik NST’de 20 dakika ara ile 120’yi bulan sancılar çıktı.
NST değerleri daha yükselmeden sancının geleceğini anlıyordum; ama sancıyı
beklediğim gibi değil de daha çok kalbimin sıkışması, nefes alamama şeklinde
hissediyordum. Hemşire bunun da sancı olduğunu söyledi. Sancıların arası açık
olunca evde beklememin daha doğru olduğuna karar verdik ve hemşire bir hafta
içinde doğum yapacağımı söyledi kendinden emin bir şekilde.
İlk defa oğlumla kavuşmaya bu kadar
yakın hissettim kendimi. Karlı bir Ankara olacaktı o gelirken, bir de böyle
geceden başlayacaktı sancılar. Öyle hissedip hayal ediyordum çünkü. NST’de
çıkan sancılar bana mutlu sona yaklaştığımızı söylüyordu sanki. Daha önceden
bildiğin bir şeyi hatırlatmak gibiydi bu. Sanki beklemekten yorulduğun bir
anda, “Anneciğim, yakında kollarında olacağım.” demenin farklı bir yoluydu. O
gece, çok yaklaştığımızı anladım. Umudum olmasa da sabaha kadar uyumayıp
kendimi dinledim sancıları saymaya çalışarak…
Ertesi gün kendimi uykusuzluğun da
etkisiyle epey yorgun hissediyordum ve çok şiddetli olmasa da düzensiz sancı ve
kasılmalarım vardı sık aralıklarla. Öncesinde bu kadar yoğun Braxton Hicks ya
da yalancı sancı yaşamamıştım. Sürekli yan yatıp dinlenme ihtiyacı duyuyordum.
Özellikle akşamları nefesim kesiliyordu sanki göğsüme biri oturmuş gibi. Gerçek
sancının belden vuracağını söylemişlerdi; ama benimki öyle değildi. Zaten regl
sancılarım da belimi etkilemezdi pek…
Pazartesi ve Salı günleri de yarı
yorgun evde geçti. Evde bir şeyler yapmaya çalışıyor, sonra hemen dinleniyordum.
Neredeyse tüm eksiklerimizi tamamlamıştık. Bir tek oğlumun odasının perdesi
kalmıştı; ama ben kendimde mağaza mağaza gezecek gücü bulamıyordum. Bir de
hastanedeki odamıza asmak için isim bayraklarından alacaktım. Perşembe günü
kızlarla Armada’da buluşmaya karar vermiştik. Mavisini telefonla getirtmiştim.
O yüzden bir an önce almak istiyordum. Salı akşamı yemekten sonra ailecek
Armada’ya gitmeye karar verdik. İsim bayrağını da alıp listeyi tamamladım.
Sonra aşağı katta mutfak alışverişi yaptık ve akşam on gibi evimize geldik. Alışveriş
poşetlerini yerleştirdik. Biraz televizyona baktık öylesine. Sonra ben normal
ve sezaryen doğumla ilgili Youtube videoları izlemeye başladım. Sezaryen
videolarından birindeki kadını kendime benzettim. Hemen ekran görüntüsü alıp
annemlere ve arkadaşlarıma yolladım doğuma alındığımı söyleyerek. Evet,
biliyorum çok kötüyüm… :) Sonra sonumun yalancı çobana döneceğini düşünüp
gülüştük biraz. Tabii annem çok kızdı bana. :)
Deniz’in
ikinci adına henüz karar verememiştik. Yani baştan beri babası ve dedesi Özgün
istiyordu; ama nedense son anda bir kararsızlık oluşmuştu ve babası, oğlunu
gördükten sonra ona adını vermenin daha uygun olacağını düşünmüştü. Bense
aldığımız bayraklara yazı yazmak için sabırsızlanıyordum. Bari Deniz olarak
yazalım da gerisini sonra tamamlarız, dedim. Salonun ortasında oturduk yere,
bayraklarla H-O-Ş G-E-L-D-İ-N
D-E-N-İ-Z yazıyoruz. O sırada bir
de video çekiyoruz oğluma. Çok özlediğimi söylüyorum onu…
İşimiz
bitince süsleri de hastane çantamın yanındaki poşete koyup ortalığı topladık ve
kocacım yatmak için odasına çekildi ve bana da çok gecikmememi söyledi. Ben de
biraz yatıp televizyona bakmayı tercih etmiştim ki tam o sırada regl sancısına
benzer bir sancı tuhaf bir batma hissiyle yokladı beni. Saate baktım hemen.
23.54… Çok kısa süren ve aslında canımı çok aşırı yakmayan bu sancıyı takip
etmek istedim nedense. Diğerlerinden farklı olarak hafif bir batma, bir şeyin
saplanması gibi kısa sürei bir acı hissettim o an. Önce dönüp oğluşumu dört
gözle bekleyen kuzenine, Özden’e söyledim bir şey hissettiğimi. Ona da arada bu
tarz şakalar yaptığım için biraz güldük falan ama. Neyse ben odaya gidiyorum ve
biraz takip edeceğim bu sancıları, dedim.
Odaya
girdiğimde Taylan uyumak üzereydi. Çok hafif bir sancı hissettiğimi ve o batma
hissi dışında diğerlerinden farkı olmadığını söyledim. Ama yine de takip etmek
istiyordum; çünkü o sırada ikinci sancı gelmişti. Aralığı on üç dakikaydı.
Şiddetli değildi kesinlikle. Dayanılır bir sancıydı.
Doğum
sancısını anlayamamaktan korkmuştum hep. Aralığına bakmasam kesinlikle ilgimi
çekmezdi sancılar bu evrede. On beş dakika sonra bir sancı daha geldi. Tabii
ben gülüyorum. Doğuracağım hissi henüz oluşmadı bende. “Kocacım, yarın erken
kalkacaksın. Seni boş yere uykudan uyandırmak istemiyorum. Aklımda bir şey
kalmasın, diye istersen bir hastaneye gidelim.” diyorum tüm sükûnetimle. O da
gülerek odadan çıkıp annesine ve yeğenine haber veriyor. Odada dördümüz, olayın
ciddiyetini pek de kavramadan saate bakarak duruyoruz ve gece iki gibi
hastaneye gitmeye karar veriyoruz. Sancılar yedi-sekiz dakikada bir geliyor.
Ben ruh gibi görünmeyeyim, diye Guerlain kaş kitimle kaşlarımı boyuyorum,
gülüyoruz yine. :) (Hani özümde makyaj blogu yazıyorum ya detaylar önemli…)
Hastaneye
gittiğimizde NST’de 50’yi geçmeyen sancılarım çıkıyor. Bak işte, demek ki
varmış bir şey, diyorum. Demek ki sancılar 50’lerdeyken buna katlanabiliyorum…Hemşire,
sancı sıklığımın düzenli olduğunu ancak şiddetinin doğumu başlatmak için
yeterli olmadığını ve 24 saat içinde doğum beklemediklerini söylüyor. Sancıları
evde takip etmemi söylüyor ve birkaç gün sonra doğumun başlayabileceğini
söylüyor bir de. NST’de bunaldığım için biraz yürümek ve tuvalete gitmek
istiyorum. Sonrasında tekrar cihaza bağlanıyorum. Ne oluyorsa ondan sonra
oluyor sanırım. Sancılarım 10’lardan 20-30’lara çıkarken ben çok daha yoğun bir
acı hissetmeye başlıyorum. Çok bilmiş gibi herkes gelip başıma bu kadar sancıya
dayanamazsam normal doğum yapamayacağımı söylüyor. Eşim de ağrı eşiğimi yükseltmem
gerektiğini söylüyor hemşirelerden duyduklarından sonra ve çıkış işlemlerini
yaptırıyor. Hastanedeki manzara şu: Suyum gelmemiş, nişanım gelmemiş, açılmam
yok, NST’de sancım yok ve ben sancılandığımı söyleyerek birilerinden bir şeyler
umuyorum… (Henüz vajinal muayene yapılmadı.) Çaresizce NST cihazına bakıyorum.
Bir ara sancıyı 3 gösterdiğinde ben resmen kıvranıyorum yatakta. Taylan, bu
sancının acısını hafızama kaydetmemi ve bir daha böyle “az” sancım olduğunda
hastaneye gelmeyeceğimizi söylüyor. Kayınvalidemse çıkış yaptırmak yerine eve
gidip hastane çantasını getirmesini söylüyor şaşkın oğluna. “Ne çıkışı? Kız iki
saate doğuracak. Sancı tutup bırakıyor, yürüyüşü bile değişti. Görmüyor musun?”
O an kendimi sorgulamaya başlıyorum ve gerçekten de bu kadar sancıya bile
dayanamazken normal doğumun aslında hiç de bana göre olmadığını düşünüyorum…
Gecenin
02.30’unda da olsa doktorumu arayıp haber vereceklerini söyledi hemşire. Sancım
çıkmayınca kendimi o kadar mahcup hissettim ki. Aramayın doktorumu gece gece,
dedim. Boşuna rahatsız etmeye gerek yoktu adamcağızı. Sabah bize kızar haber
vermediğimiz için, dedi hemşire. Israrlı aramalar sonucunda doktorumu
uyandırmayı başardılar gecenin bir yarısı. Durumu bildirdiler, NST sonucumu
yolladılar telefonuna. O da sancım olduğunu söylediğim için iki saat daha
NST’ye bağlı kalmamı söyledi tedbir amaçlı olarak. Sonrasında ebeler vajinal
muayene yapacaktı açılma olup olmadığını anlamak için. Gerekirse kendisinin de
geleceğini söylemiş bir de. Doktora yollanan NST kâğıdında bebeğin kalp
atışları ve benim sancılarımın çizelgede yanlış yerde olduğunu fark ettim.
Kâğıt bitmişti, o sırada ters takmışlar yeni kâğıdı.
O
iki saatlik bekleyişte yine sancılarım çıkmadı. Bebeğin kalp atışı ara ara
hızlanıp 170’leri buldu. Cihaz 155’den sonra uyarı vermeye başlıyordu ve NST’de
çıkmayan sancılarla kıvranırken o uyarı sesi beni iyice çıldırtıyordu. Sancılar
hareketimi kısıtlamaya başlamıştı. Soyunup vajinal muayene için hazırlanmam
gerekiyordu; ama tuvalete gitmekte bile zorlanıyordum. Genç bir ebenin eline
muayene eldiveni taktığını gördüm. Sancı varken muayeneden korkmak inanın
yersizmiş. Benim zaten böyle bir korkum yoktu; ama o an sadece sancıya
odaklanıyor insan zaten… Sakin durursam canımın çok acımayacağını söyledi ebe. Sakindim,
dediği gibi de oldu. Hafif bir acı hissettim sadece. O da muayene sırasında çok
rahat durduğumu ve bunun benim için ileride kolaylık sağlayacağını söyledi.
Elini çıkardığında eldiveni kanlıydı. “Bu nişanım mı oluyor şimdi?” dedim.
Evet, dedi. Nişanım gelmemişti; ama biz zorla da olsa getirmiştik. Nişanın
gelmesi doğumun yaklaştığını söylüyordu; ama süresi belli değildi. Ebe, bir
parmak açıklığım olduğunu söyledi. Daha sonra bunun 2-2,5 cm’ye tekabül
ettiğini öğrenecektim. İki saatlik NST kaydımı yine doktora yolladılar ve
açılma ile ilgili bilgi verdiler. NST’de sancım yoktu; ama açılmam varsa bir
şekilde 24 saat içinde doğumumun gerçekleşmesi gerekiyordu.
Doktorum
daha tecrübeli bir ebe olan Aliye Ebe’nin çağırılmasını söylüyor telefonda,
kendisi de o geldikten sonra gelecekmiş. Aliye Ebe saat 6’ya doğru geliyor. O
gelene kadar bana birkaç kere daha vajinal muayene yapılıyor. Bir ara açıklık 5
cm olmuş. Ebe, sancı olmasa da açılmamın çok hızlı ilerlediğini söylüyor. Sancı
yoksa bile açılmam varken doğuramaz mıyım, diyorum. Net bir şey söyleyemiyor.
Aliye Ebe geldiğinde açılmam 8 cm, ebe hemen NST cihazının problarını kontrol
ediyor ve 15-20 olan sancım bir anda 100’lere fırlıyor. Tabii ben başta ağrı
eşiğimi yükseltmemi söyleyen kocama bir bakış fırlatıyorum o acının arasında.
Ebe hanım doğumun bir saate gerçekleşeceğini ve bebeğin bezini ve kıyafetlerini
hazır etmemizi söylüyor. Nutkum tutuluyor. Yazarken bile o anlara gidip
ürperiyorum… Annemi aramak istiyorum. Zor bela izin alıyorum kocamdan. Etrafta
bizi panikletecek insanların olmasını istemiyor ve annem o insanların başında
geliyor. Bir saate doğum olacağını söylüyorum kendi söylediğime inanamayarak.
Kırıkkale’den yola çıkıyorlar apar topar. Doğuma yetişemiyorlar tabii. Onlara
daha önce haber veremediğim için çok pişman oluyorum sonraları.
Bir
video çekmeye karar veriyoruz o sırada. Kalbim sıkışıyor. Nefes alamıyorum ve
korkuyorum. Derin nefesi bırakın normal nefes alamıyorum o an. Beni dışarı
çıkarmalarını söylüyorum; ama kimse dinlemiyor.
Doktorum
gelmeden önce üstümü hazırlamalarını ve lavman yapmalarını söylemiş ebelere.
Daha önce lavman hakkındaki fikirlerini sorduğumda gaitayı da doğurttuklarını
ve bunun normal olduğunu söylemişti. Bense bu durumdan biraz çekiniyordum.
Sancılar bu kadar artmışken lavman yaptırmak ve tuvalete gitmek daha da
zorluyor beni. Açılma bu kadar ilerlemeden lavman yapılmasının daha kolay
olduğunu okumuştum zaten; ama öncesinde bunu düşünecek kadar bile aklım başımda
değildi.
Nihayet
doktorum geliyor. NST’de bir sorun olduğunu fark ettiğini ve o yüzden beni
hastanede tuttuğunu söylüyor. O kadarcık sancıyla böyle açılma olmazmış çünkü. İnat
edip 39. haftaya bıraktığı çatı muayenesi ile ilgili kaygılarım var. “Karnın
küçük, ne kadar olabilir ki bu bebek? Senin çatın bu doğuma uygun.” diyor o an
yaptığı muayene sonrası. Sancılar dışında acı hissetmiyorum. Henüz suyum
gelmediği için doktorum süreci hızlandırmak istiyor. Yatağın ucunda sivri bir
şey görüyorum ve o daha söylemeden anlıyorum ne yapacağını. Son derece sakinim.
Bir sıcaklık hissediyorum, sıcak, ılık, çok farklı bir şey… İdrarını yapmak
gibi değil kesinlikle. Suyum geldi diyorum. Tertemiz bir su…. “Mekonyum yok,
bebek gayet iyi.” diyor doktorum. Ebeler bana pilates topunu, lavanta yağını
falan gösteriyor. O an hiçbiriyle ilgilenmek gelmiyor içimden. Spotify’da
hazırladığımız müzik listesi bile aklımızda değil o an.
Bebek
doğum kanalına girmemiş tam olarak. O yüzden son ana kadar normal odada
bekletiliyorum. Sancılar en yüksek seviyedeyken doktor aşağıda bebeğin
yerleşmesine yardımcı oluyor sanırım. Bunu sancı varken yapması gerekiyor ve
zaten sancıyla baş etmek zorken bu müdahale, işimi biraz daha zorlaştırıyor.
Fakat o an hiçbiri umurumda olmuyor aslında. Sadece bu sürecin bir an önce
bitmesini ve oğluma kavuşmayı, onu öpüp koklamayı diliyorum. Dua etmeye
çalışıyorum. Bildiğim duaları unutuyorum sanki. Nerede kaldığımı, duanın nasıl
devam ettiğini unutuyorum nefesim kesilirken. Nefes alamıyorum. Ara ara
hemşireler ve doktorum doğumu yapamazsam her an sezaryene alınacağımı
söylüyorlar. Ben epidural istiyorum. Aliye Ebe kızıyor. “Ne epidurali? Açılman
olmuş 8-9 cm. Yarım saate doğuracaksın!” Doktorum, anestezi uzmanının yolda
olduğunu söylüyor. İçimden küfrediyorum hiç tanımadığım o adama. NST’ye
bağlıyım o sırada ve doktorum yine alt tarafta bir şeyler yapıyor bebeğin
kanala girmesi için. Bebeğin kalp atışlarını takip ediyorum sürekli. 100-90-80
ve 70. Hemen tekerlekli sandalyeye oturtulup doğum odasına alınıyorum. Bebeğimi
bir an önce doğurmam gerektiğini biliyorum. Doktorum çok sakin. “Çok az
kaldı.”diyor.
-
Ikınma hissin var mı?
“Ikınma
hissim var mı?” Sahi, ıkınma hissi nasıl bir şey… Okurken en çok bunu merak
etmiştim. Doktorum o his geldiğinde anlayacağımı söylemişti. Derin bir nefes
alıp tutmamı ve ıkınmamı söylüyorlar. Ikınma hissi geliyor. Mucizevi bir şey.
Doğumda beni en çok etkileyen şeylerden biri bu. Dizginleyemediğim bir şey…
İçimden bir şey boşanıyor adeta. Beni ıkınmaya, itmeye zorluyor. Özgür kalmak
istiyor…
Epidural
anestezinin ıkınma hissini zayıflatacağını söylüyor bazı doktorlar. Bu yüzden
süreci yavaşlatabilirmiş. Doktorum bu yüzden tercih etmemiş ve anestezi
uzmanına boşuna saymışım içimden. Beni kandırmışlar. :)
Ben
tam ıkınırken nefesim kesiliyor. Nefes alamadığımı söylüyorum. Doktorum, “Kesme
nefesini, kesme ıkın!” diye bağırıyor. Ebeler de nefesimi tutarak ıkınmamı,
çenemi boynuma yaslamamı söylüyor. Benim için en zor şey nefes. Yüzüm,
damarlarım patlayacak gibi hissediyorum. Kalbim sıkışıyor. Doktorun istediği
ıkınmayı bir nefeste tamamlamam neredeyse imkânsız. O yüzden her seferinde o,
sonuncu ıkınmamın olduğunu düşünürken doğum biraz daha gecikiyor. Bir iğne ile
uyuşturup küçük bir epizyotomi yapıyor doktorum. Tek dikiş olduğunu sonradan
öğreniyorum. “Kestim, şimdi son bir ıkınmayla gelecek. Neydi adı bebeğin? Deniz
bebek. Deniz bebek geliyor…”
Sonra
birden… Bir şey oluyor. “Ikınma, ıkınma. Kes!”
Aaaah…
İçimden bir Deniz akıyor. Başını hissediyorum. Sonra bir balık gibi kaydığını
minik bedeninin…
Doğumun
en özel anı onu hissetmekti hiç şüphesiz. Saat 07.07… Yedi saatlik sancım,
doğum odasında geçen yedi upuzun dakika ve mucizem 27 Ocak 2016 07.07’de karlarla
kaplı bir Ankara sabahında merhaba diyor hayata. Birkaç saniye sonra ağlamaya
başlıyor. Tıpkı hayal ettiğim gibi... Bir gece yarısı başlıyor sancılarım,
sabahında kollarımda oğlum…
Doğum
hakkındaki düşüncelerim:
Her
doğum kişiye özeldir. Doğum da sancısı da. Oğlum ve benim sağlığım için hangisi
en uygunsa öyle olacaktı doğumum. Nitekim kararı kendisi verdi oğlum. Kendi
gelmek istedi ve geldi. Okuduğum pozitif doğum hikâyelerinden sonra epidural
almadam doğum yapmayı deneyeceğimi biliyordum; ama bunu başaracağımdan emin
değildim. Neyse ki oğlumun da desteğiyle dilediğim gibi oldu her şey. Ikınma
hissini yaşamak ve onun gelişini hissetmek için tüm acıları çekmeye hazırmışım
meğer…
Normal
doğumun zorluklarından bahsedilir hep. Bu yüzden hemen herkeste bir normal
doğum korkusu vardır içten içe. Ben son ana kadar hiç korkmadım; ama ne zaman
düşünsem o anı, bilinmezlikler ürkütüyordu beni de. Sancılar kolay değil. Size
yalan söyleyemem. Zordu benim için. Nefesler ve ıkınmada zorlanacağımı
biliyordum. Öyle oldu zaten. Kalbim için büyük bir yük oldu normal doğum.
Sancılar son anda öyle bir zorladı ki sezaryen olmayı bile düşündüm koridorda
yürümeye çalışırken. Sonra, bir daha asla normal doğum yapmayacağımı ve daha
bir sürü çılgınca şeyi…
Fakat
bunların hepsi o doğum masasına oturana kadardı…
İnsanlar
sonrasında o acının unutulduğunu söylediklerinde anlam veremiyordum pek. O
mücadeleyi verip oğluma kavuştuğum an, sihirli bir değnek tüm acıları silmişti
hafızamdan. Evet, bu gerçekten oldu. Acımı tarif edemiyordum artık. Unutmuştum.
Doğar doğmaz kocaman gözleriyle bana bakan oğlum bu dünyadaki tüm acıları
unutturacak kudrete sahipti çünkü!
İyi
ki seni doğurmuşum Özgün Deniz!
13.02.2016
15.20

Mervecim, ilk yorum olarak yazmak istemezdim ama bu yazı karakterleri çok zor okunuyor ve bir süre sonra karışıyor.
YanıtlaSilWord'a koplayalıp, düzeltip öyle okuyacağım:)
Okudum müthiş bir hikaye, etkilendim!
YanıtlaSilAllah bebeğini sağlık sıhhatle büyütmeyi nasip etsin..
Harika bir doğum hikayesi resmen senin yanında gibi okudum. Allah hayırlı doğum versin bizede. Baya bir zorluk olmuş. Ama herşeye değmiş. Sağlıklı sıhatle büyütmeni dilerim. Bize bu harika hikayeyi yazdığın için teşekkürler
YanıtlaSilHarika bir hijaye Merveeee,cok duygylandim ve heycanlandim 😢😢😢
YanıtlaSilOkuduğum en güzel doğum hikayesi sanırım bu. Süreci de takip ettiğim için yanında olduğumu hayal ettim. Hem güldüm hen ağladım gülümseyerek :) Gözün aydın canım. Allah bize de nasip eder inşallah :) Allah sağlıkla mutlulukla büyütmeyi nasip etsin inşallah. Bebekleri öpmeye kıyamam koklarım hep ama buradan öpsem de olur sanırım. İkinizi de kocaman öpüyorum :)
YanıtlaSilOkurken ben bile ağladım . Anne adayıyım bunu okuduktan sonra normal doğum yapacam bende dedim .Deniz bebek size uğur getirsin allah uzun ömürlür versin.
YanıtlaSilHayırlı olsun. Merakla ve heyecanla okuduğum bir yazı oldu. Duygulanmamak elde değil gerçekten. O süreci seninle yaşar bence okuyan herkes. Allah sağlıklı uzun ömürler versin Deniz Bebeğe :)
YanıtlaSilAğlayarak okudum tabi ki :) bizim şafak 18, okuduğum en güzel en anlamlı en duygulu doğum hikayesiydi. Çok teşekkür ederim. Özellikle biz hamileler için ne güzel cesaret veriyorsunuz, bir çok soruya yanıt buluyoruz. Bende normal doğum yapmak istiyorum oğlumla bana da nasip olur inşallah. Çok teşekkürler tekrar yazı için, allah size bağışlasn kuzunuzu, yokluğunu göstermesn. Sevgiler
YanıtlaSil