13 Şubat 2016 Cumartesi

Bizim Hikâyemiz…


            …Cuma günkü muayeneden (38+0) ayrılırken doktoruma önümüzdeki bir hafta içinde doğuracağımı düşünmediğimi söylemiştim. O da benimle aynı fikirde olduğunu söyleyip gülmüştü hatta. Gerçekten de son haftalar yaklaştıkça sanki daha bir bütünleşiyorduk oğlumla ve birbirimizden ayrılmaya hiç niyetimiz yok gibiydi…

            Cumartesi günü kendimi yorgun hissettiğim için arkadaşlarla bizim evde zaman geçirmeye karar vermiştik. Hatta evde aksiyon olsun diye o gün doğumun başlamasını çok istediler. Onlar gidince tansiyonumun yükseldiğini fark ettik yine. Doktorum bu durumun son haftalarda tehlikeli olabileceğini söylemişti; ancak saat 2’yi geçtiği için biraz çekimser kaldık hastaneye gitmekte. Sonra bebeğin hareketleri anormal derecede, daha önce hiç olmadığı kadar artınca saat 4 gibi Medicana 13. Katta açtık gözümüzü. Orada ilk önce tansiyonum ölçüldü, sonuç 11/7 çıktı ve gayet normaldi. Hemşire, doktorumu bilgilendirdi ve 38+2’de olduğum için bir de NST’ye bağladılar beni. Yaklaşık yarım saatlik NST’de 20 dakika ara ile 120’yi bulan sancılar çıktı. NST değerleri daha yükselmeden sancının geleceğini anlıyordum; ama sancıyı beklediğim gibi değil de daha çok kalbimin sıkışması, nefes alamama şeklinde hissediyordum. Hemşire bunun da sancı olduğunu söyledi. Sancıların arası açık olunca evde beklememin daha doğru olduğuna karar verdik ve hemşire bir hafta içinde doğum yapacağımı söyledi kendinden emin bir şekilde.

            İlk defa oğlumla kavuşmaya bu kadar yakın hissettim kendimi. Karlı bir Ankara olacaktı o gelirken, bir de böyle geceden başlayacaktı sancılar. Öyle hissedip hayal ediyordum çünkü. NST’de çıkan sancılar bana mutlu sona yaklaştığımızı söylüyordu sanki. Daha önceden bildiğin bir şeyi hatırlatmak gibiydi bu. Sanki beklemekten yorulduğun bir anda, “Anneciğim, yakında kollarında olacağım.” demenin farklı bir yoluydu. O gece, çok yaklaştığımızı anladım. Umudum olmasa da sabaha kadar uyumayıp kendimi dinledim sancıları saymaya çalışarak…

            Ertesi gün kendimi uykusuzluğun da etkisiyle epey yorgun hissediyordum ve çok şiddetli olmasa da düzensiz sancı ve kasılmalarım vardı sık aralıklarla. Öncesinde bu kadar yoğun Braxton Hicks ya da yalancı sancı yaşamamıştım. Sürekli yan yatıp dinlenme ihtiyacı duyuyordum. Özellikle akşamları nefesim kesiliyordu sanki göğsüme biri oturmuş gibi. Gerçek sancının belden vuracağını söylemişlerdi; ama benimki öyle değildi. Zaten regl sancılarım da belimi etkilemezdi pek…

            Pazartesi ve Salı günleri de yarı yorgun evde geçti. Evde bir şeyler yapmaya çalışıyor, sonra hemen dinleniyordum. Neredeyse tüm eksiklerimizi tamamlamıştık. Bir tek oğlumun odasının perdesi kalmıştı; ama ben kendimde mağaza mağaza gezecek gücü bulamıyordum. Bir de hastanedeki odamıza asmak için isim bayraklarından alacaktım. Perşembe günü kızlarla Armada’da buluşmaya karar vermiştik. Mavisini telefonla getirtmiştim. O yüzden bir an önce almak istiyordum. Salı akşamı yemekten sonra ailecek Armada’ya gitmeye karar verdik. İsim bayrağını da alıp listeyi tamamladım. Sonra aşağı katta mutfak alışverişi yaptık ve akşam on gibi evimize geldik. Alışveriş poşetlerini yerleştirdik. Biraz televizyona baktık öylesine. Sonra ben normal ve sezaryen doğumla ilgili Youtube videoları izlemeye başladım. Sezaryen videolarından birindeki kadını kendime benzettim. Hemen ekran görüntüsü alıp annemlere ve arkadaşlarıma yolladım doğuma alındığımı söyleyerek. Evet, biliyorum çok kötüyüm… :) Sonra sonumun yalancı çobana döneceğini düşünüp gülüştük biraz. Tabii annem çok kızdı bana. :)

Deniz’in ikinci adına henüz karar verememiştik. Yani baştan beri babası ve dedesi Özgün istiyordu; ama nedense son anda bir kararsızlık oluşmuştu ve babası, oğlunu gördükten sonra ona adını vermenin daha uygun olacağını düşünmüştü. Bense aldığımız bayraklara yazı yazmak için sabırsızlanıyordum. Bari Deniz olarak yazalım da gerisini sonra tamamlarız, dedim. Salonun ortasında oturduk yere, bayraklarla H-O-Ş   G-E-L-D-İ-N   D-E-N-İ-Z  yazıyoruz. O sırada bir de video çekiyoruz oğluma. Çok özlediğimi söylüyorum onu…


İşimiz bitince süsleri de hastane çantamın yanındaki poşete koyup ortalığı topladık ve kocacım yatmak için odasına çekildi ve bana da çok gecikmememi söyledi. Ben de biraz yatıp televizyona bakmayı tercih etmiştim ki tam o sırada regl sancısına benzer bir sancı tuhaf bir batma hissiyle yokladı beni. Saate baktım hemen. 23.54… Çok kısa süren ve aslında canımı çok aşırı yakmayan bu sancıyı takip etmek istedim nedense. Diğerlerinden farklı olarak hafif bir batma, bir şeyin saplanması gibi kısa sürei bir acı hissettim o an. Önce dönüp oğluşumu dört gözle bekleyen kuzenine, Özden’e söyledim bir şey hissettiğimi. Ona da arada bu tarz şakalar yaptığım için biraz güldük falan ama. Neyse ben odaya gidiyorum ve biraz takip edeceğim bu sancıları, dedim.

Odaya girdiğimde Taylan uyumak üzereydi. Çok hafif bir sancı hissettiğimi ve o batma hissi dışında diğerlerinden farkı olmadığını söyledim. Ama yine de takip etmek istiyordum; çünkü o sırada ikinci sancı gelmişti. Aralığı on üç dakikaydı. Şiddetli değildi kesinlikle. Dayanılır bir sancıydı.

Doğum sancısını anlayamamaktan korkmuştum hep. Aralığına bakmasam kesinlikle ilgimi çekmezdi sancılar bu evrede. On beş dakika sonra bir sancı daha geldi. Tabii ben gülüyorum. Doğuracağım hissi henüz oluşmadı bende. “Kocacım, yarın erken kalkacaksın. Seni boş yere uykudan uyandırmak istemiyorum. Aklımda bir şey kalmasın, diye istersen bir hastaneye gidelim.” diyorum tüm sükûnetimle. O da gülerek odadan çıkıp annesine ve yeğenine haber veriyor. Odada dördümüz, olayın ciddiyetini pek de kavramadan saate bakarak duruyoruz ve gece iki gibi hastaneye gitmeye karar veriyoruz. Sancılar yedi-sekiz dakikada bir geliyor. Ben ruh gibi görünmeyeyim, diye Guerlain kaş kitimle kaşlarımı boyuyorum, gülüyoruz yine. :) (Hani özümde makyaj blogu yazıyorum ya detaylar önemli…)

Hastaneye gittiğimizde NST’de 50’yi geçmeyen sancılarım çıkıyor. Bak işte, demek ki varmış bir şey, diyorum. Demek ki sancılar 50’lerdeyken buna katlanabiliyorum…Hemşire, sancı sıklığımın düzenli olduğunu ancak şiddetinin doğumu başlatmak için yeterli olmadığını ve 24 saat içinde doğum beklemediklerini söylüyor. Sancıları evde takip etmemi söylüyor ve birkaç gün sonra doğumun başlayabileceğini söylüyor bir de. NST’de bunaldığım için biraz yürümek ve tuvalete gitmek istiyorum. Sonrasında tekrar cihaza bağlanıyorum. Ne oluyorsa ondan sonra oluyor sanırım. Sancılarım 10’lardan 20-30’lara çıkarken ben çok daha yoğun bir acı hissetmeye başlıyorum. Çok bilmiş gibi herkes gelip başıma bu kadar sancıya dayanamazsam normal doğum yapamayacağımı söylüyor. Eşim de ağrı eşiğimi yükseltmem gerektiğini söylüyor hemşirelerden duyduklarından sonra ve çıkış işlemlerini yaptırıyor. Hastanedeki manzara şu: Suyum gelmemiş, nişanım gelmemiş, açılmam yok, NST’de sancım yok ve ben sancılandığımı söyleyerek birilerinden bir şeyler umuyorum… (Henüz vajinal muayene yapılmadı.) Çaresizce NST cihazına bakıyorum. Bir ara sancıyı 3 gösterdiğinde ben resmen kıvranıyorum yatakta. Taylan, bu sancının acısını hafızama kaydetmemi ve bir daha böyle “az” sancım olduğunda hastaneye gelmeyeceğimizi söylüyor. Kayınvalidemse çıkış yaptırmak yerine eve gidip hastane çantasını getirmesini söylüyor şaşkın oğluna. “Ne çıkışı? Kız iki saate doğuracak. Sancı tutup bırakıyor, yürüyüşü bile değişti. Görmüyor musun?” O an kendimi sorgulamaya başlıyorum ve gerçekten de bu kadar sancıya bile dayanamazken normal doğumun aslında hiç de bana göre olmadığını düşünüyorum…

Gecenin 02.30’unda da olsa doktorumu arayıp haber vereceklerini söyledi hemşire. Sancım çıkmayınca kendimi o kadar mahcup hissettim ki. Aramayın doktorumu gece gece, dedim. Boşuna rahatsız etmeye gerek yoktu adamcağızı. Sabah bize kızar haber vermediğimiz için, dedi hemşire. Israrlı aramalar sonucunda doktorumu uyandırmayı başardılar gecenin bir yarısı. Durumu bildirdiler, NST sonucumu yolladılar telefonuna. O da sancım olduğunu söylediğim için iki saat daha NST’ye bağlı kalmamı söyledi tedbir amaçlı olarak. Sonrasında ebeler vajinal muayene yapacaktı açılma olup olmadığını anlamak için. Gerekirse kendisinin de geleceğini söylemiş bir de. Doktora yollanan NST kâğıdında bebeğin kalp atışları ve benim sancılarımın çizelgede yanlış yerde olduğunu fark ettim. Kâğıt bitmişti, o sırada ters takmışlar yeni kâğıdı.

O iki saatlik bekleyişte yine sancılarım çıkmadı. Bebeğin kalp atışı ara ara hızlanıp 170’leri buldu. Cihaz 155’den sonra uyarı vermeye başlıyordu ve NST’de çıkmayan sancılarla kıvranırken o uyarı sesi beni iyice çıldırtıyordu. Sancılar hareketimi kısıtlamaya başlamıştı. Soyunup vajinal muayene için hazırlanmam gerekiyordu; ama tuvalete gitmekte bile zorlanıyordum. Genç bir ebenin eline muayene eldiveni taktığını gördüm. Sancı varken muayeneden korkmak inanın yersizmiş. Benim zaten böyle bir korkum yoktu; ama o an sadece sancıya odaklanıyor insan zaten… Sakin durursam canımın çok acımayacağını söyledi ebe. Sakindim, dediği gibi de oldu. Hafif bir acı hissettim sadece. O da muayene sırasında çok rahat durduğumu ve bunun benim için ileride kolaylık sağlayacağını söyledi. Elini çıkardığında eldiveni kanlıydı. “Bu nişanım mı oluyor şimdi?” dedim. Evet, dedi. Nişanım gelmemişti; ama biz zorla da olsa getirmiştik. Nişanın gelmesi doğumun yaklaştığını söylüyordu; ama süresi belli değildi. Ebe, bir parmak açıklığım olduğunu söyledi. Daha sonra bunun 2-2,5 cm’ye tekabül ettiğini öğrenecektim. İki saatlik NST kaydımı yine doktora yolladılar ve açılma ile ilgili bilgi verdiler. NST’de sancım yoktu; ama açılmam varsa bir şekilde 24 saat içinde doğumumun gerçekleşmesi gerekiyordu.

Doktorum daha tecrübeli bir ebe olan Aliye Ebe’nin çağırılmasını söylüyor telefonda, kendisi de o geldikten sonra gelecekmiş. Aliye Ebe saat 6’ya doğru geliyor. O gelene kadar bana birkaç kere daha vajinal muayene yapılıyor. Bir ara açıklık 5 cm olmuş. Ebe, sancı olmasa da açılmamın çok hızlı ilerlediğini söylüyor. Sancı yoksa bile açılmam varken doğuramaz mıyım, diyorum. Net bir şey söyleyemiyor. Aliye Ebe geldiğinde açılmam 8 cm, ebe hemen NST cihazının problarını kontrol ediyor ve 15-20 olan sancım bir anda 100’lere fırlıyor. Tabii ben başta ağrı eşiğimi yükseltmemi söyleyen kocama bir bakış fırlatıyorum o acının arasında. Ebe hanım doğumun bir saate gerçekleşeceğini ve bebeğin bezini ve kıyafetlerini hazır etmemizi söylüyor. Nutkum tutuluyor. Yazarken bile o anlara gidip ürperiyorum… Annemi aramak istiyorum. Zor bela izin alıyorum kocamdan. Etrafta bizi panikletecek insanların olmasını istemiyor ve annem o insanların başında geliyor. Bir saate doğum olacağını söylüyorum kendi söylediğime inanamayarak. Kırıkkale’den yola çıkıyorlar apar topar. Doğuma yetişemiyorlar tabii. Onlara daha önce haber veremediğim için çok pişman oluyorum sonraları.

Bir video çekmeye karar veriyoruz o sırada. Kalbim sıkışıyor. Nefes alamıyorum ve korkuyorum. Derin nefesi bırakın normal nefes alamıyorum o an. Beni dışarı çıkarmalarını söylüyorum; ama kimse dinlemiyor.

Doktorum gelmeden önce üstümü hazırlamalarını ve lavman yapmalarını söylemiş ebelere. Daha önce lavman hakkındaki fikirlerini sorduğumda gaitayı da doğurttuklarını ve bunun normal olduğunu söylemişti. Bense bu durumdan biraz çekiniyordum. Sancılar bu kadar artmışken lavman yaptırmak ve tuvalete gitmek daha da zorluyor beni. Açılma bu kadar ilerlemeden lavman yapılmasının daha kolay olduğunu okumuştum zaten; ama öncesinde bunu düşünecek kadar bile aklım başımda değildi.

Nihayet doktorum geliyor. NST’de bir sorun olduğunu fark ettiğini ve o yüzden beni hastanede tuttuğunu söylüyor. O kadarcık sancıyla böyle açılma olmazmış çünkü. İnat edip 39. haftaya bıraktığı çatı muayenesi ile ilgili kaygılarım var. “Karnın küçük, ne kadar olabilir ki bu bebek? Senin çatın bu doğuma uygun.” diyor o an yaptığı muayene sonrası. Sancılar dışında acı hissetmiyorum. Henüz suyum gelmediği için doktorum süreci hızlandırmak istiyor. Yatağın ucunda sivri bir şey görüyorum ve o daha söylemeden anlıyorum ne yapacağını. Son derece sakinim. Bir sıcaklık hissediyorum, sıcak, ılık, çok farklı bir şey… İdrarını yapmak gibi değil kesinlikle. Suyum geldi diyorum. Tertemiz bir su…. “Mekonyum yok, bebek gayet iyi.” diyor doktorum. Ebeler bana pilates topunu, lavanta yağını falan gösteriyor. O an hiçbiriyle ilgilenmek gelmiyor içimden. Spotify’da hazırladığımız müzik listesi bile aklımızda değil o an.

Bebek doğum kanalına girmemiş tam olarak. O yüzden son ana kadar normal odada bekletiliyorum. Sancılar en yüksek seviyedeyken doktor aşağıda bebeğin yerleşmesine yardımcı oluyor sanırım. Bunu sancı varken yapması gerekiyor ve zaten sancıyla baş etmek zorken bu müdahale, işimi biraz daha zorlaştırıyor. Fakat o an hiçbiri umurumda olmuyor aslında. Sadece bu sürecin bir an önce bitmesini ve oğluma kavuşmayı, onu öpüp koklamayı diliyorum. Dua etmeye çalışıyorum. Bildiğim duaları unutuyorum sanki. Nerede kaldığımı, duanın nasıl devam ettiğini unutuyorum nefesim kesilirken. Nefes alamıyorum. Ara ara hemşireler ve doktorum doğumu yapamazsam her an sezaryene alınacağımı söylüyorlar. Ben epidural istiyorum. Aliye Ebe kızıyor. “Ne epidurali? Açılman olmuş 8-9 cm. Yarım saate doğuracaksın!” Doktorum, anestezi uzmanının yolda olduğunu söylüyor. İçimden küfrediyorum hiç tanımadığım o adama. NST’ye bağlıyım o sırada ve doktorum yine alt tarafta bir şeyler yapıyor bebeğin kanala girmesi için. Bebeğin kalp atışlarını takip ediyorum sürekli. 100-90-80 ve 70. Hemen tekerlekli sandalyeye oturtulup doğum odasına alınıyorum. Bebeğimi bir an önce doğurmam gerektiğini biliyorum. Doktorum çok sakin. “Çok az kaldı.”diyor.
-          Ikınma hissin var mı?
“Ikınma hissim var mı?” Sahi, ıkınma hissi nasıl bir şey… Okurken en çok bunu merak etmiştim. Doktorum o his geldiğinde anlayacağımı söylemişti. Derin bir nefes alıp tutmamı ve ıkınmamı söylüyorlar. Ikınma hissi geliyor. Mucizevi bir şey. Doğumda beni en çok etkileyen şeylerden biri bu. Dizginleyemediğim bir şey… İçimden bir şey boşanıyor adeta. Beni ıkınmaya, itmeye zorluyor. Özgür kalmak istiyor…

Epidural anestezinin ıkınma hissini zayıflatacağını söylüyor bazı doktorlar. Bu yüzden süreci yavaşlatabilirmiş. Doktorum bu yüzden tercih etmemiş ve anestezi uzmanına boşuna saymışım içimden. Beni kandırmışlar. :)

Ben tam ıkınırken nefesim kesiliyor. Nefes alamadığımı söylüyorum. Doktorum, “Kesme nefesini, kesme ıkın!” diye bağırıyor. Ebeler de nefesimi tutarak ıkınmamı, çenemi boynuma yaslamamı söylüyor. Benim için en zor şey nefes. Yüzüm, damarlarım patlayacak gibi hissediyorum. Kalbim sıkışıyor. Doktorun istediği ıkınmayı bir nefeste tamamlamam neredeyse imkânsız. O yüzden her seferinde o, sonuncu ıkınmamın olduğunu düşünürken doğum biraz daha gecikiyor. Bir iğne ile uyuşturup küçük bir epizyotomi yapıyor doktorum. Tek dikiş olduğunu sonradan öğreniyorum. “Kestim, şimdi son bir ıkınmayla gelecek. Neydi adı bebeğin? Deniz bebek. Deniz bebek geliyor…”

Sonra birden… Bir şey oluyor. “Ikınma, ıkınma. Kes!”
Aaaah… İçimden bir Deniz akıyor. Başını hissediyorum. Sonra bir balık gibi kaydığını minik bedeninin…




Doğumun en özel anı onu hissetmekti hiç şüphesiz. Saat 07.07… Yedi saatlik sancım, doğum odasında geçen yedi upuzun dakika ve mucizem 27 Ocak 2016 07.07’de karlarla kaplı bir Ankara sabahında merhaba diyor hayata. Birkaç saniye sonra ağlamaya başlıyor. Tıpkı hayal ettiğim gibi... Bir gece yarısı başlıyor sancılarım, sabahında kollarımda oğlum…

Doğum hakkındaki düşüncelerim:
Her doğum kişiye özeldir. Doğum da sancısı da. Oğlum ve benim sağlığım için hangisi en uygunsa öyle olacaktı doğumum. Nitekim kararı kendisi verdi oğlum. Kendi gelmek istedi ve geldi. Okuduğum pozitif doğum hikâyelerinden sonra epidural almadam doğum yapmayı deneyeceğimi biliyordum; ama bunu başaracağımdan emin değildim. Neyse ki oğlumun da desteğiyle dilediğim gibi oldu her şey. Ikınma hissini yaşamak ve onun gelişini hissetmek için tüm acıları çekmeye hazırmışım meğer…
Normal doğumun zorluklarından bahsedilir hep. Bu yüzden hemen herkeste bir normal doğum korkusu vardır içten içe. Ben son ana kadar hiç korkmadım; ama ne zaman düşünsem o anı, bilinmezlikler ürkütüyordu beni de. Sancılar kolay değil. Size yalan söyleyemem. Zordu benim için. Nefesler ve ıkınmada zorlanacağımı biliyordum. Öyle oldu zaten. Kalbim için büyük bir yük oldu normal doğum. Sancılar son anda öyle bir zorladı ki sezaryen olmayı bile düşündüm koridorda yürümeye çalışırken. Sonra, bir daha asla normal doğum yapmayacağımı ve daha bir sürü çılgınca şeyi…

Fakat bunların hepsi o doğum masasına oturana kadardı…
İnsanlar sonrasında o acının unutulduğunu söylediklerinde anlam veremiyordum pek. O mücadeleyi verip oğluma kavuştuğum an, sihirli bir değnek tüm acıları silmişti hafızamdan. Evet, bu gerçekten oldu. Acımı tarif edemiyordum artık. Unutmuştum. Doğar doğmaz kocaman gözleriyle bana bakan oğlum bu dünyadaki tüm acıları unutturacak kudrete sahipti çünkü!
İyi ki seni doğurmuşum Özgün Deniz!
13.02.2016
15.20
  

8 yorum:

  1. Mervecim, ilk yorum olarak yazmak istemezdim ama bu yazı karakterleri çok zor okunuyor ve bir süre sonra karışıyor.
    Word'a koplayalıp, düzeltip öyle okuyacağım:)

    YanıtlaSil
  2. Okudum müthiş bir hikaye, etkilendim!
    Allah bebeğini sağlık sıhhatle büyütmeyi nasip etsin..

    YanıtlaSil
  3. Harika bir doğum hikayesi resmen senin yanında gibi okudum. Allah hayırlı doğum versin bizede. Baya bir zorluk olmuş. Ama herşeye değmiş. Sağlıklı sıhatle büyütmeni dilerim. Bize bu harika hikayeyi yazdığın için teşekkürler

    YanıtlaSil
  4. Harika bir hijaye Merveeee,cok duygylandim ve heycanlandim 😢😢😢

    YanıtlaSil
  5. Okuduğum en güzel doğum hikayesi sanırım bu. Süreci de takip ettiğim için yanında olduğumu hayal ettim. Hem güldüm hen ağladım gülümseyerek :) Gözün aydın canım. Allah bize de nasip eder inşallah :) Allah sağlıkla mutlulukla büyütmeyi nasip etsin inşallah. Bebekleri öpmeye kıyamam koklarım hep ama buradan öpsem de olur sanırım. İkinizi de kocaman öpüyorum :)

    YanıtlaSil
  6. Okurken ben bile ağladım . Anne adayıyım bunu okuduktan sonra normal doğum yapacam bende dedim .Deniz bebek size uğur getirsin allah uzun ömürlür versin.

    YanıtlaSil
  7. Hayırlı olsun. Merakla ve heyecanla okuduğum bir yazı oldu. Duygulanmamak elde değil gerçekten. O süreci seninle yaşar bence okuyan herkes. Allah sağlıklı uzun ömürler versin Deniz Bebeğe :)

    YanıtlaSil
  8. Ağlayarak okudum tabi ki :) bizim şafak 18, okuduğum en güzel en anlamlı en duygulu doğum hikayesiydi. Çok teşekkür ederim. Özellikle biz hamileler için ne güzel cesaret veriyorsunuz, bir çok soruya yanıt buluyoruz. Bende normal doğum yapmak istiyorum oğlumla bana da nasip olur inşallah. Çok teşekkürler tekrar yazı için, allah size bağışlasn kuzunuzu, yokluğunu göstermesn. Sevgiler

    YanıtlaSil

Blogda Ara

Son Yazılar

Tüm Yazıları Göster

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı