Uzun bir aradan
sonra merhaba yeniden!
Uzun uzun yazmayı
özledim. Bir süredir zaman buldukça Instagram’da aktifim. (@merveozgunlu) Ancak
blog yazmak biraz daha uzun zaman alıyor tabii. Bebekli hayatta bilgisayarı
eline alıp mesai harcamak büyük lüks!
Yazmak istediğim o kadar çok şey birikti ki; ama
ben yine de önceliğimi belirlerken zorlanmadım: Lohusalık… O bitmek bilmeyen
40 gün…
Karamsar bir yazı
olmayacak bu; ama olabildiğince
dürüst
olacağım.
Normal doğum beklediğim için
oğlumun gelişi her normal doğum
gibi ansızın oldu tabii; ama önceki yazımı okuduysanız yanlış bağlanan
NST yüzünden
doğum yapmayacağım söylendiği için
psikolojik olarak hiç hazır değildim doğuma.
Vajinal tuşe sonucu açıklığım
olsa da NST’de sancım çıkmayınca (!) hemşireler de akıbetim
hakkında pek bir şey söylememişti. Ben de öyle boş
boş acı
çektiğimi
sanıyordum. Hem de ne acı!
Saat sabah beş sularında
gelen ebe, bir saate kadar doğum
olacağını
ve bebeğin bezini, giysisini
hazırlamamız
gerektiğini söyleyince kafamıza dank etti her şey! Ta o zaman öğrendik oğlumun geleceğini.
Benim lohusalık travmam da o
zaman başladı bence. Arafta gibiydim. Açılmam, vajinal muayene, bebeğin kanala yerleşmesi için
doktorun yaptıkları, lavman, kesenin patlatılması…
Hiçbiri canımı acıtmıyordu
sanki. Pek tepki vermiyordum.
Bebeğin kalp atışları 70’lere düşünce
doğum odasına alındım. Doktorun sorularına büyük bir şokun
sükûnetiyle cevap veriyordum ve dediklerini yapmaya çalışıyordum. Yedi dakikanın sonunda oğlum doğduğunda ağzımdan çıkan
cümle: “İnanamıyorum! İnanamıyorum!” oldu.
Doğum anında
eşim sağ
yanımdaydı
ve beni kameraya çekiyordu. -Ha, o sırada bile dönüp: “Taylan, çekiyorsun di mi?”
diye çemkirmeyi ihmal etmemiştim.
Videoyu izleyen herkes çok
güldü!
:)- oğlum doğunca
kamerayı eşimin yeğenine verdik ve aynı
ebe kamerayı kapattırıp
dışarı
çıkartmış
kızı.
Oğlumu çekemedik
yani! Tabii profesyonel bir fotoğrafçı ayarlasaydık bu böyle
olmazdı herhalde. O
sırada ebe ve kocam baş
düşmanım!
Bebek silinip
muayenesi yapıldıktan sonra giydirildi ve bana verildi. Dakika bir gol bir.
Bebeğin göbek
kordonu kesilmeden göğsüme koyulmasını istemiştim. Beş on dakika ayrı
kaldık oğlumla!
Ebe benim oğlumu içinde görmeyi
hayal ettiğim tulumu giydirmedi
tulum pratik olmuyor, diye! Cidden o an çok
sinirim bozuldu. Ebe yine baş
düşmanım.
Valla kusura bakma Aliye Teyze!
Doğumu yaptım ve kayınvalidemi
odaya çağırdı
eşim perdenin arkasından. O sırada görmek
istediğim kişi kesinlikle kendi annemdi; ama eşim haber verdirtmedi bile. Tabii son anda
söylenince onlar da yetişemedi.
Taylan efendi yine baş
düşmanım!..
Doğurmuşum
ve bunları düşünüyorum,
evet…
Plasentanın doğurtulması, rahmin küçülmesi
için yapılan
masaj falan derken oğluma kavuşana dek saatler geçti sanki. Dünyanın
en güzel şeyini
birkaç dakika rötarla yaşamıştım;
ama çok şükür yaşamıştım
işte! Yine de o an saçma sapan şeylere takılıyordu kafam…
Odaya geçtiğimde kendimi iyi hissediyordum; ama o
kanama olayı cidden sinir
bozucu. Toparlanıp üstüme bir şey
giymek bile istemedim. Ben yoğun
regl dönemleri geçirmediğimden
midir bilmem, daha bir gerildim bu süreçte. “Ay
ben giyemem o beyaz şeyleri…” Neyse ki renkli bir geceliğim vardı. Onu giyindim.
Bebeğimi emzirme çalışmaları vol. 1… Tabii ilk deneme eşittir ilk fiyasko. Bırakın göğüs ucunun çıkık
olmasını,
dümdüz
olmuş,
yer yarılmış da içine girmiş sanki. Bu konuları emzirme ile ilgili yazımda toparlamayı düşünüyorum.
Ama yine de mühim bir tavsiye: Siz
siz olun hafta hafta hamilelik yerine emzirme konusuna önem verin daha bebek doğmadan. Herkes, “Ye
ye, sen çift canlısın.” Diye akıl vereceğine azcık bunları
söyleseydi keşke…
Bakın ben söylüyorum şimdi. Bebek doğduğunda, “Al yavrucum, haydi em. Meme, bu bebek.
Bebek, bu meme…” olmuyor çünkü.
Neyse zar zor bir şeyler yapıyoruz bebeğimi emzirmeye çalışıyorum falan. Kendimi leş gibi hissediyorum
bu arada. Kalkıp saçıma bir tarak vurayım, bir makyaj yapayım. İnsanlar gelmeye başlayacak çünkü.
Eşim
gelmiş:
“Eye liner’ın kuyruğunu çok
uzun çekme. Şey derler şimdi…”
O an yine bir geriliyorum; ama: “Ne derler aq, neee?” diyemiyorum tabii…
Mahalle baskısı her yerde!
Neyse ailem
geliyor. Ben mutlu mesut bir tablo hayal ediyorum. Ha, işte şimdi tamamlandık. Ablam, annem gelmiş bebeği inceliyor. “Aaa, bu şeye benziyor. Yok yok neyse boş ver. Hııı, burnu da biraz şey.” “Aaa,
sütün
gelmemiş
mi? Bu meme boş,
ben söyliim…” “Bebek de biraz kara, esmer esmer.
Hıı şey
gibi, o tarafa çekmiş…” En son söylediler de kurtulduk hepimiz. “Ne bileyim, bebek umduğumuz gibi güzel çıkmadı ya. Biz pek ısınamadık…”
Allah cidden sabrımı sınadı o sırada.
Sürekli telefonlar
çalıyor tebrik için ve eşim insanları kırmamak için zorla tutuşturuyor telefonu elime. O an çok kızdım herkese, ama içimden tabii. Ya daha yeni doğum yaptım bismillah! Pedimi değiştirmeye zaman bulamıyorum ve telefonu açan yarım
saat muhabbet etmek istiyor. Yakınlara
tavsiye: İlk
gün aramayın, ararsanız
da kısa kesin efemmm…
Bir gün hastanede
kaldık ve o bir günü eşimle geçirmekle akıllılık etmişim. Annem falan gelse kalp krizi geçirirdim herhalde. Zaten kapakçıkta yetmezlik olmuştu. Tam olurdu ha!
Emzirme krizi
devam ediyor. Medela hastane tipi pompa ile kanka modundayız. Hemşireler demiyor ki o
kolostrum çok kıymetli, elle sağmalıyız…
Bal gibi kıvamlı süt pompaya yapışıyor ve şırıngayla
almaya çalışıyoruz. Bu sırada Deniz ağlıyor
tabii. Milupa prematüre mamalardan 10
cc veriyoruz şırıngayla her üç saatte bir, emzirmenin ardından. Deniz fışkırır tarzda kusuyor ve biz panikliyoruz. Hortum
atıyorlar midesine. Kanlı kusuyor bir dahaki sefere. Bir daha fışkırır
tarzda kusma olursa röntgen çekecekler ve giderayak o da oluyor ertesi gün.
Minicik bedeni röntgen ışını
almak zorunda kalıyor; ama şükür iyi. İyiyiz ve evimize gidiyoruz. Bu arada oto
koltuğunu
kullanmadık ilk gün. E-bebek’te çalışan arkadaş direkt kullanıldığını
söylemişti; ama zaten yenidoğan aparatı olması
gerekiyormuş.
Bunu da yabancı bir blogdan öğrendim sonradan…
Evde bir curcuna,
heyecan ve tabii komposto. Sütümün gelmediğini bilmeyen yok bir de. Annem sıcak duş tavsiye ediyor; ama
duşa
girene kadar saatler geçiyor.
Göğüslerine sıcak suyu
bol bol tut, diyor. Süt biraz olsun geliyor; ama her öğün 10-15 cc çıkmıyor
ve arada yine mama veriyoruz. Bir Allah’ın
kulu da o hastanede bir çay kaşığı kadar midesi olan
bebeğime
o damla damla sütün yeteceğini söylememiş tabii. Ben gerginim. Kayınvalide sağ olsun Kars’taki bibiden, Ayvalık’taki kuziye kadar herkes biliyor: Sütü
yok.
Nasıl o kadar
sakin kalıp kimsenin kalbini kırmadıysam. Teşekkür
etseler yeri. Anne, diyorum. Lütfen
söyleme. “Ne oluyor söyleyince?” Anne, diyorum kayınvalideye. Bari benim yanımda söyleme
ve telefonu verdiğinde
bana konusunu açmasınlar. “E
ne oluyor ki senin yanında söyleyince…”
Avent pompa ile ikinci
gün tanışıyoruz.
O gece uğraşıyorum saatlerce ve
sonuç: İki memeden 20 cc. Kocamı uyandırıyorum. Bu sefer mama vermeyeceğiz! Benim için nasıl
bir zafer, nasıl bir gurur, mutluluk… Anlatmam mümkün değil.
Bu arada Deniz doğduğundan beri kocaman
zeytin gözlerle bakıyor dünyaya
ve bana. Hani gözü kapalı
olurdu bu bebeklerin? Bir de herkesin söylediği şu: Bu bebeğin bakışları çok
anlamlı. Ben bakıyorum diyorum ki süt istiyor ve veremiyorum. Hurraaa… Ağlama krizleri… Halbuki
süt zaten ilk üç günden sonra gelirmiş genelde. Diyen var mı dersiniz? Yok tabii. Annem gelmiş diyor ki: “Benim sütüm duvara fışkırırdı. Senin memen yumuşak, içi boş.”
NOT: Sonraları değil duvara, yüzüne
fışkırtıp
banyo yaptıracak kadar sütüm
oldu ama. Alacağın
olsun zalım ana!
Bu sırada bir sürü
şey
okuyorum emzirmeyle ilgili. Tomris’in Emzirme Notlarını yalayıp yutuyorum
adeta. Bu konu beni ilgilendirmez, demeden hepsini ama… Avent biberona alışan keltoş memeye pas
vermiyor. Beni aldatıyor! Beşinci gün kontrolünde doktor üç
saatten önce emzirme diye söyleyince ilk bir gün uygulamaya çalıştım mal gibi. Sonra yemişim pediatristini. Al
oğlum,
bu meme senin. Dilediğin gibi em.
Deniz günde 10-12
kere kaka yapıyor. Bezini değiştirirsem iyi bir uyaran oluyor ve iyi
emiyor diyorum; ama emerken hoop bir daha kaka. Neyse ki alt değiştirme ve üst giydirme konusunda becerikli olduğumdan şanslıydım
ve zorlanmadım. Sadece o küçük pipi bizi mahvetti ilk günler. Her yere nişan alıyor velet! :) Pipisini yediğim keltoşum, evet öptüm.
:)
Deniz’le emzirme
krizini aşınca
“Gak dese meme guk dese meme…” politikasını benimsedim ve ilk
ay 1600 gram aldı oğluşum. Yalnız bir sorun var. Bu bebek niye hiç uyumuyor? Hani yenidoğan hep uyurdu? Kim
demiş
bunu? Çıksın bir ortaya, söz bi şey yapmıycam…
Evet, Deniz günde
4 saat uyuyor abartısız ve benim ortalama uykum 3 saat. Deniz 5’i görürse ben
4’ü zorluyorum; ama zor yani. Halbuki emmediği zamanlarda birileri yükümü hafifletse de: “Sen git uyu.” dese ya!
Tuvalet büyük kaçış noktası! Girdiğim zaman çıkmak istemiyorum. Kanamam, hemoroidim, meme
yaralarım derken zaten yüz yıkamak
ve diş
fırçalamak
rutin olmaktan çıkıp bir lükse dönüşüyor adeta. Meme
yarası dedim de. Off, evlerden ırak. Zaten bebek emdikçe oksitosin salgılanıyor ve rahim küçülüyor ya, onun acısı
yetmezmiş
gibi bir de meme acısı… Kanayan uçlar… Lansinoh lanolinli kremi
34. Hafta kullanmaya başlamıştım;
ama yetmedi. Bebek ememiyorsa ve o meme ucu derisi kalın ve kuru ise yapacak bir şey yok. Ben süt olduğunu hissediyordum; ama o uçlar o kadar taş gibi kaskatıydı
ki süt çıkamıyordu sanki. O yaraları 15 gün
çektim. Sonra 2-3 gece boyunca Garmastan
pomad öncesi sağdığım sütlerle besledim çoğu öğünde oğlumu ve o şekilde iyileştim. Tabii pomadlı iken Avent kalkan kurtarıcım oldu. Şiddetle tavsiye
edilir!
Emzirme konusu
epey sıkıntılıydı. Yine de yılmadım ve emzirdim. Zaten doğumdan sonra kendimi
süper kahraman gibi hissediyordum. O acıyı
çeken bunu da çeker yavrum, heheyt! Korkmayın, diye diyorum yani. :)
Bu arada Keltoş henüz beni tanımıyor ilk zamanlar.
Gidip başka
kucaklarda sızıyor, uykuya dalıyor ve kıskanıyorum.
Oğluma
yetmediğimi
düşünüyorum. “Onu sakinleştiremiyorum, bakamıyorum ona. İyi bir anne değil miyim acaba?”
Evet, kafamda bu gibi saçmalıklar var o sırada… Bunları yazıyorum ki yalnız
olmadığınızı
bilin, bu zor günlerde bile hayatınızdaki mucizeye şükredip keyif almayı bilin, diye…
Oğlum doğduğunda her şey daha farklı olmalıydı sanki; ama ben ona zor yetiyordum ve hiç keyifli zaman geçirecek boşluk yaratamıyordum ikimize. Bir doğru düzgün
fotoğrafımız
bile olmadı ilk günlerde. Makyajı bırak
saçımı
tarayacak vakti bulamıyordum.
Kimse de: “Ben şu bebeği tutayım da git süslen, ailecek fotoğraf çekelim.” demedi. Aşk olsun! (Lohusa kadın yardım beklermiş meğer. Ben yemek konusu
dışında
fiziksel veya ruhsal bir destek göremedim
pek.) Kamera ve profesyonel fotoğraf makinesi istemiştim eşim çekime yanaşmayınca.
O da yalan oldu birader makineyi unutunca. Elimde telefon kendimce o anları
kaydetmeye çalıştım hep. Zordu o ilk zamanlar. Sonra bir
karar aldık ve o en iğrenç,
bakımsız
hallerimi bile fotoğraflamaya başladım
oğlumla.
Ona ne kadar zorlandığımı; ama yine de tüm zamanımı ona ayırdığımı
anlatacaktım ileride…
Günlerimiz böyle
böyle geçerken içten içe üzülüyordum. Zaman çok hızlı geçiyor ve oğlum büyüyor… Ellerimin arasından kayıyor sanki. Engel olamıyorum. Çıkardığı o sesler… Her anını yakalamak ve kaydetmek
istiyorum. Ağlama
şekli
bile değişiyor günden güne.
Bense biraz daha iyi becermeye başlıyorum
anneliği.
Ağlamasının
ne için olduğunu anlamaya başlıyorum mesela. Ben biliyorum ki yavrum aç. Biri geliyor tepeme: “Yeter, çok emzirdin!”
Hâlbuki kucağımda
ve ağzı memede geçirdiği sürede
birkaç dakika bile ememiyor ki yavrum. Annesinin
göğsünde bulduğu sıcaklık ve huzurla hemen uykuya teslim ediyor
minik bedenini. Bense aç kalmaması için açıklamalar yaparak kendimi
yıpratıyorum. Yeni doğum yapmış bir kadının yanına gideceklere, yanında kalacaklara kocaman bir tavsiye:
BIRAKIN ANNE VE BEBEK KENDİ ARALARINDA MUCİZEVİ BİR İLETİŞİM KURSUN VE ONA GÖRE YAŞASIN. SİZ KARIŞMAYIN LÜTFEN!
Bebek bakımı
kitaplardan ziyade içgüdüsel bir şey. Annelik doğumla birlikte farklı bir boyuta geçiyor ve her şey sanki hep hayatında olan o yavru için en iyisini sağlamak üzere bir düzene giriyor. Ama sen gel de bunu etrafındakilere anlat…
Bebek bakımıyla
ilgili bir şeyler
elbette okudum; ama en önemlisi
hangisinin benim aklıma yattığıydı. Deniz doğduğundan beri evimizin sıcaklığı 24-25 derece. Daha düşük sıcaklıkları öneren
kaynaklar bebeği
kendimizinkinden bir kat daha fazla giydirmemizi söylüyor ama. Neden lahana
gibi kat kat peki? Ben kendim de sevmem zaten öyle giyinmeyi. O yüzden sıcaklığı sabit tuttum ve oğlumu lahana gibi kat
kat giydirmedim. Battaniyelere, kundaklara da sarmadım. Çoğunlukla yarım kollu olmak üzere bir atlet bir de penye takım veya
tulum. Ocakta doğan
kış bebeği keltoş altına bir tek çorap giydi. Öyle
iki kat pantolon bizi bozar. :) Kel kafası
ve elleri de hep açıktaydı. Yenidoğanın
vücut ısısı
el ve ayaktan anlaşılmaz;
ama gel de eskilere anlat bunu. Her kafadan bir ses çıkıyordu. O sıralarda
hormonlar tavan yapmış zaten. Her türlü duygusal gel-gite
ve patlamalara uygun bir ruh hali içindesin
ve insanlar bununla pek de ilgilenmiyor.
Ben normalde de
duygusal bir insandım. O yüzden hamilelikte bu duygusal patlamalar ve ağlama krizleri hayatımın
bir parçası olmuştu. Lohusalıkta da bu durum değişmedi. Hani bebeğimi alıp kaçabileceğimi bilsem kafama
estiği
gibi dışarı çıkardım herhalde. Tabii ne onu yapabildim ne de
kendim çıkabildim o sırada. Sonraları biraz düzen oturttuk da oğlumu kısa
süreliğine kayınvalideme bırakıp biraz nefes aldık dışarıda,
alışveriş bahanesiyle de
olsa. Zaten alışveriş dediysem de hep ona
alıyoruz. Bir saatliğine bile çıksam deli gibi özlüyorum
ama. Babası da öyle. “Bir
kahve içelim mi?” diyoruz, sonra: “Neyse evde içeriz.”e
dönüyor olay.
Lohusalığın daha çok üzerimde
yarattığı
stresten bahsettim; çünkü hepinizin bunu duymaya ihtiyacı vardı,
biliyorum. Bir kadın için hayatının geri döndürülemez şekilde değiştiği zor ama en güzel zamanları bunlar. Evet, vücudumu ateşler basıyordu; ama yüreğimi hem böyle yakıp kavuran hem de feraha erdiren bir mucizeyi kucağıma alıyordum ben ve işte o zaman hepsi geçiyordu. Üstüm başım şıpır şıpır
süt akıyordu
her yere, özellikle banyo
zamanları; ama o süt yavrumun kokusuydu. Zamanla bu duruma da
alıştım ve gülmeye
başladım hatta! Süt olsun da her şeye razı oluyor insan.
Vücudumun değiştiğini kabullenmek
zaman aldı belki; ama o sıralar bebeğe yetmeye çalışmaktan bunları düşünmeye fırsat bulamıyor ki insan… Karnımın
altlarında doğumdan
sonra belirginşelen
pembe çatlaklar var. Oğlumun hediyesi,
hafızama kazıdığı
o muhteşem
anların izleri onlar. Silinmezse, geçmezse de
canımız sağ
olsun. Meme ucu yaraları iyileşse de süt gelince çatlaklar da geldi beraberinde. Yeter ki sağlık olsun, süt olsun. :) Göbüşüm yumuşak ve belim biraz
kalın; ama biliyorum ki geçecek bunlar da. Hamilelikte yaptığım kaçamakların kat kat fazlasını şimdi yapıyorum ve bu zamanların
tadını
çıkarıyorum.
Üçüncü hafta
itibarı ile Özgün Deniz tam ele avuca gelir oldu; ama sonrasında hep: “Hah işte, en güzel zamanı bu…” dediğim yeni haftalar, aylar veya günler oldu. Çok hızlı büyüyor; çünkü zaman
su gibi akıp geçiyor. O yenidoğan minik hâlinden eser yok şimdi. Bambaşka güzel her anı ama. Hamilelikteki gibi
adım adım takip ediyorum gelişimini ve o her seferinde beni biraz daha şaşırtmayı başarıyor.
İkimiz
çok iyi arkadaş
olduk. Sürekli öpüşüp
koklaşıyor,
sevişiyoruz.
O, bu dünyadaki tek gerçek aşk benim için. Duygusallığımın tavan yaptığı zamanlarda küçücük
bedenine sığınıyorum koca bir liman gibi. Hep sonunda tüm
acılar, sıkıntılar geçiyor işte. Bir daha asla doğurmam, dedirten o
sancılar bile sabahında yerini mutluluğa ve iyi ki’lere
bırakmıştı.
Öyle bir şey
işte…
İyi
ki doğurmuşum seni oğlum. Ben hep bunu
bilip bunu söyleyeceğim…
Tüm anneleri
yüreklerinden öperim…

tek tek okudum her kelimeni. hatta bazılarınıneşime de okudum. dedim doğumdan sonra tebrik için arayanların telefonlarına sen bak :D
YanıtlaSilAllah bize de nasip eder inşallah bebeğimizi sağlıkla kucağımıza almayı. şuanki kafayla kimseyi işime karıştırmazmışım gibi geliyor ama o zamanı bilemiyorsun tabi şimdiden.
Senden bir şey rica edebilir miyim uygun olduğunda. Hamilelikte (doğum öncesinde) okunmasını tavsiye edeceğin kitapları yazabilir misin bloguna? yani liste şeklinde de olur, uzun uzun yazmana gerek yok. ama "işte bu mutlaka okunmalı!" dediğin kitaplar varsa okumayı çok isterim. çünkü senin değerlendirmelerine güveniyorum.
sağlıklı sorunsuz mutlu günlere inşallah <3
ya ne güzel yazmışşşın içini dökmüşsün resmen okadar içten ve doğal bende dogum oncesı eşime okuyayım.Sende sanırım kırıkkalaesını anneın tavrına cok guldum hıc yabancı degıl benım teyzelrede okuyacagım kı aynısını yapmasınlar :)
YanıtlaSildenizi ve sizi öpuyorum sevgıler bakalım bızım logusalık sureclerı nasıl gececek :)
O kadar güzel yasmışsın ki her satırları. Yaşadıklarımı okudum sanki. Şimdi oğlum 16 aylık, ne cabuk geçti zaman. Eline yüreğine sağlık. Sağlıklı büyüsün inşallah. Allah bağışlasın.
YanıtlaSil