18 Nisan 2016 Pazartesi

Lohusalık Dediğin 40 Gün mü Sence?



Uzun bir aradan sonra merhaba yeniden!
Uzun uzun yazmayı özledim. Bir süredir zaman buldukça Instagram’da aktifim. (@merveozgunlu) Ancak blog yazmak biraz daha uzun zaman alıyor tabii. Bebekli hayatta bilgisayarı eline alıp mesai harcamak büyük lüks!

Yazmak istediğim o kadar çok şey birikti ki; ama ben yine de önceliğimi belirlerken zorlanmadım: Lohusalık O bitmek bilmeyen 40 gün

Karamsar bir yazı olmayacak bu; ama olabildiğince dürüst olacağım.

Normal doğum beklediğim için oğlumun gelişi her normal doğum gibi ansızın oldu tabii; ama önceki yazımı okuduysanız yanlış bağlanan NST yüzünden doğum yapmayacağım söylendiği için psikolojik olarak hiç hazır değildim doğuma.

Vajinal tuşe sonucu açıklığım olsa da NSTde sancım çıkmayınca (!) hemşireler de akıbetim hakkında pek bir şey söylememişti. Ben de öyle boş boş acı çektiğimi sanıyordum. Hem de ne acı!

Saat sabah beş sularında gelen ebe, bir saate kadar doğum olacağını ve bebeğin bezini, giysisini hazırlamamız gerektiğini söyleyince kafamıza dank etti her şey! Ta o zaman öğrendik oğlumun geleceğini. Benim lohusalık travmam da o zaman başladı bence. Arafta gibiydim. Açılmam, vajinal muayene, bebeğin kanala yerleşmesi için doktorun yaptıkları, lavman, kesenin patlatılması… Hiçbiri canımı acıtmıyordu sanki. Pek tepki vermiyordum.

Bebeğin kalp atışları 70lere düşünce doğum odasına alındım. Doktorun sorularına büyük bir şokun sükûnetiyle cevap veriyordum ve dediklerini yapmaya çalışıyordum. Yedi dakikanın sonunda oğlum doğduğunda ağzımdan çıkan cümle: İnanamıyorum! İnanamıyorum! oldu.

Doğum anında eşim sağ yanımdaydı ve beni kameraya çekiyordu. -Ha, o sırada bile dönüp: Taylan, çekiyorsun di mi? diye çemkirmeyi ihmal etmemiştim. Videoyu izleyen herkes çok güldü! :)- oğlum doğunca kamerayı eşimin yeğenine verdik ve aynı ebe kamerayı kapattırıp dışarı çıkartmış kızı. Oğlumu çekemedik yani! Tabii profesyonel bir fotoğrafçı ayarlasaydık bu böyle olmazdı herhalde. O sırada ebe ve kocam baş düşmanım!

Bebek silinip muayenesi yapıldıktan sonra giydirildi ve bana verildi. Dakika bir gol bir. Bebeğin göbek kordonu kesilmeden göğsüme koyulmasını istemiştim. Beş on dakika ayrı kaldık oğlumla! Ebe benim oğlumu içinde görmeyi hayal ettiğim tulumu giydirmedi tulum pratik olmuyor, diye! Cidden o an çok sinirim bozuldu. Ebe yine baş düşmanım. Valla kusura bakma Aliye Teyze!
Doğumu yaptım ve kayınvalidemi odaya çağırdı eşim perdenin arkasından. O sırada görmek istediğim kişi kesinlikle kendi annemdi; ama eşim haber verdirtmedi bile. Tabii son anda söylenince onlar da yetişemedi. Taylan efendi yine baş düşmanım!.. Doğurmuşum ve bunları düşünüyorum, evet

Plasentanın doğurtulması, rahmin küçülmesi için yapılan masaj falan derken oğluma kavuşana dek saatler geçti sanki. Dünyanın en güzel şeyini birkaç dakika rötarla yaşamıştım; ama çok şükür yaşamıştım işte! Yine de o an saçma sapan şeylere takılıyordu kafam

Odaya geçtiğimde kendimi iyi hissediyordum; ama o kanama olayı cidden sinir bozucu. Toparlanıp üstüme bir şey giymek bile istemedim. Ben yoğun regl dönemleri geçirmediğimden midir bilmem, daha bir gerildim bu süreçte. Ay ben giyemem o beyaz şeyleri…” Neyse ki renkli bir geceliğim vardı. Onu giyindim.

Bebeğimi emzirme çalışmaları vol. 1 Tabii ilk deneme eşittir ilk fiyasko. Bırakın göğüs ucunun çıkık olmasını, dümdüz olmuş, yer yarılmış da içine girmiş sanki. Bu konuları emzirme ile ilgili yazımda toparlamayı düşünüyorum. Ama yine de mühim bir tavsiye: Siz siz olun hafta hafta hamilelik yerine emzirme konusuna önem verin daha bebek doğmadan. Herkes, “Ye ye, sen çift canlısın.” Diye akıl vereceğine azcık bunları söyleseydi keşke Bakın ben söylüyorum şimdi. Bebek doğduğunda, Al yavrucum, haydi em. Meme, bu bebek. Bebek, bu meme…” olmuyor çünkü.

Neyse zar zor bir şeyler yapıyoruz bebeğimi emzirmeye çalışıyorum falan. Kendimi leş gibi hissediyorum bu arada. Kalkıp saçıma bir tarak vurayım, bir makyaj yapayım. İnsanlar gelmeye başlayacak çünkü. Eşim gelmiş: Eye liner’ın kuyruğunu çok uzun çekme. Şey derler şimdi…” O an yine bir geriliyorum; ama: “Ne derler aq, neee?” diyemiyorum tabii… Mahalle baskısı her yerde!

Neyse ailem geliyor. Ben mutlu mesut bir tablo hayal ediyorum. Ha, işte şimdi tamamlandık. Ablam, annem gelmiş bebeği inceliyor. Aaa, bu şeye benziyor. Yok yok neyse boş ver. Hııı, burnu da biraz şey. Aaa, sütün gelmemiş mi? Bu meme boş, ben söyliim…” “Bebek de biraz kara, esmer esmer. Hıı şey gibi, o tarafa çekmiş…” En son söylediler de kurtulduk hepimiz. Ne bileyim, bebek umduğumuz gibi güzel çıkmadı ya. Biz pek ısınamadık…” Allah cidden sabrımı sınadı o sırada.

Sürekli telefonlar çalıyor tebrik için ve eşim insanları kırmamak için zorla tutuşturuyor telefonu elime. O an çok kızdım herkese, ama içimden tabii. Ya daha yeni doğum yaptım bismillah! Pedimi değiştirmeye zaman bulamıyorum ve telefonu açan yarım saat muhabbet etmek istiyor. Yakınlara tavsiye: İlk gün aramayın, ararsanız da kısa kesin efemmm

Bir gün hastanede kaldık ve o bir günü eşimle geçirmekle akıllılık etmişim. Annem falan gelse kalp krizi geçirirdim herhalde. Zaten kapakçıkta yetmezlik olmuştu. Tam olurdu ha!

Emzirme krizi devam ediyor. Medela hastane tipi pompa ile kanka modundayız. Hemşireler demiyor ki o kolostrum çok kıymetli, elle sağmalıyız… Bal gibi kıvamlı süt pompaya yapışıyor ve şırıngayla almaya çalışıyoruz. Bu sırada Deniz ağlıyor tabii. Milupa prematüre mamalardan 10 cc veriyoruz şırıngayla her üç saatte bir, emzirmenin ardından. Deniz fışkırır tarzda kusuyor ve biz panikliyoruz. Hortum atıyorlar midesine. Kanlı kusuyor bir dahaki sefere. Bir daha fışkırır tarzda kusma olursa röntgen çekecekler ve giderayak o da oluyor ertesi gün. Minicik bedeni röntgen ışını almak zorunda kalıyor; ama şükür iyi. İyiyiz ve evimize gidiyoruz. Bu arada oto koltuğunu kullanmadık ilk gün. E-bebekte çalışan arkadaş direkt kullanıldığını söylemişti; ama zaten yenidoğan aparatı olması gerekiyormuş. Bunu da yabancı bir blogdan öğrendim sonradan

Evde bir curcuna, heyecan ve tabii komposto. Sütümün gelmediğini bilmeyen yok bir de. Annem sıcak duş tavsiye ediyor; ama duşa girene kadar saatler geçiyor. Göğüslerine sıcak suyu bol bol tut, diyor. Süt biraz olsun geliyor; ama her öğün 10-15 cc çıkmıyor ve arada yine mama veriyoruz. Bir Allah’ın kulu da o hastanede bir çay kaşığı kadar midesi olan bebeğime o damla damla sütün yeteceğini söylememiş tabii. Ben gerginim. Kayınvalide sağ olsun Karstaki bibiden, Ayvalıktaki kuziye kadar herkes biliyor: Sütü yok.

Nasıl o kadar sakin kalıp kimsenin kalbini kırmadıysam. Teşekkür etseler yeri. Anne, diyorum. Lütfen söyleme. Ne oluyor söyleyince? Anne, diyorum kayınvalideye. Bari benim yanımda söyleme ve telefonu verdiğinde bana konusunu açmasınlar. E ne oluyor ki senin yanında söyleyince…”

Avent pompa ile ikinci gün tanışıyoruz. O gece uğraşıyorum saatlerce ve sonuç: İki memeden 20 cc. Kocamı uyandırıyorum. Bu sefer mama vermeyeceğiz! Benim için nasıl bir zafer, nasıl bir gurur, mutluluk… Anlatmam mümkün değil.

Bu arada Deniz doğduğundan beri kocaman zeytin gözlerle bakıyor dünyaya ve bana. Hani gözü kapalı olurdu bu bebeklerin? Bir de herkesin söylediği şu: Bu bebeğin bakışları çok anlamlı. Ben bakıyorum diyorum ki süt istiyor ve veremiyorum. Hurraaa… Ağlama krizleri… Halbuki süt zaten ilk üç günden sonra gelirmiş genelde. Diyen var mı dersiniz? Yok tabii. Annem gelmiş diyor ki: Benim sütüm duvara fışkırırdı. Senin memen yumuşak, içi boş.

NOT: Sonraları değil duvara, yüzüne fışkırtıp banyo yaptıracak kadar sütüm oldu ama. Alacağın olsun zalım ana!

Bu sırada bir sürü şey okuyorum emzirmeyle ilgili. Tomris’in Emzirme Notlarını yalayıp yutuyorum adeta. Bu konu beni ilgilendirmez, demeden hepsini ama… Avent biberona alışan keltoş memeye pas vermiyor. Beni aldatıyor! Beşinci gün kontrolünde doktor üç saatten önce emzirme diye söyleyince ilk bir gün uygulamaya çalıştım mal gibi. Sonra yemişim pediatristini. Al oğlum, bu meme senin. Dilediğin gibi em.

Deniz günde 10-12 kere kaka yapıyor. Bezini değiştirirsem iyi bir uyaran oluyor ve iyi emiyor diyorum; ama emerken hoop bir daha kaka. Neyse ki alt değiştirme ve üst giydirme konusunda becerikli olduğumdan şanslıydım ve zorlanmadım. Sadece o küçük pipi bizi mahvetti ilk günler. Her yere nişan alıyor velet! :) Pipisini yediğim keltoşum, evet öptüm. :)

Deniz’le emzirme krizini aşınca Gak dese meme guk dese meme…” politikasını benimsedim ve ilk ay 1600 gram aldı oğluşum. Yalnız bir sorun var. Bu bebek niye hiç uyumuyor? Hani yenidoğan hep uyurdu? Kim demiş bunu? Çıksın bir ortaya, söz bi şey yapmıycam

Evet, Deniz günde 4 saat uyuyor abartısız ve benim ortalama uykum 3 saat. Deniz 5’i görürse ben 4’ü zorluyorum; ama zor yani. Halbuki emmediği zamanlarda birileri yükümü hafifletse de: “Sen git uyu.” dese ya!

Tuvalet büyük kaçış noktası! Girdiğim zaman çıkmak istemiyorum. Kanamam, hemoroidim, meme yaralarım derken zaten yüz yıkamak ve diş fırçalamak rutin olmaktan çıkıp bir lükse dönüşüyor adeta. Meme yarası dedim de. Off, evlerden ırak. Zaten bebek emdikçe oksitosin salgılanıyor ve rahim küçülüyor ya, onun acısı yetmezmiş gibi bir de meme acısı… Kanayan uçlar… Lansinoh lanolinli kremi 34. Hafta kullanmaya başlamıştım; ama yetmedi. Bebek ememiyorsa ve o meme ucu derisi kalın ve kuru ise yapacak bir şey yok. Ben süt olduğunu hissediyordum; ama o uçlar o kadar taş gibi kaskatıydı ki süt çıkamıyordu sanki. O yaraları 15 gün çektim. Sonra 2-3 gece boyunca Garmastan pomad öncesi sağdığım sütlerle besledim çoğu öğünde oğlumu ve o şekilde iyileştim. Tabii pomadlı iken Avent kalkan kurtarıcım oldu. Şiddetle tavsiye edilir!

Emzirme konusu epey sıkıntılıydı. Yine de yılmadım ve emzirdim. Zaten doğumdan sonra kendimi süper kahraman gibi hissediyordum. O acıyı çeken bunu da çeker yavrum, heheyt! Korkmayın, diye diyorum yani. :)

Bu arada Keltoş henüz beni tanımıyor ilk zamanlar. Gidip başka kucaklarda sızıyor, uykuya dalıyor ve kıskanıyorum. Oğluma yetmediğimi düşünüyorum. “Onu sakinleştiremiyorum, bakamıyorum ona. İyi bir anne değil miyim acaba?” Evet, kafamda bu gibi saçmalıklar var o sırada… Bunları yazıyorum ki yalnız olmadığınızı bilin, bu zor günlerde bile hayatınızdaki mucizeye şükredip keyif almayı bilin, diye

Oğlum doğduğunda her şey daha farklı olmalıydı sanki; ama ben ona zor yetiyordum ve hiç keyifli zaman geçirecek boşluk yaratamıyordum ikimize. Bir doğru düzgün fotoğrafımız bile olmadı ilk günlerde. Makyajı bırak saçımı tarayacak vakti bulamıyordum. Kimse de: Ben şu bebeği tutayım da git süslen, ailecek fotoğraf çekelim. demedi. Aşk olsun! (Lohusa kadın yardım beklermiş meğer. Ben yemek konusu dışında fiziksel veya ruhsal bir destek göremedim pek.) Kamera ve profesyonel fotoğraf makinesi istemiştim eşim çekime yanaşmayınca. O da yalan oldu birader makineyi unutunca. Elimde telefon kendimce o anları kaydetmeye çalıştım hep. Zordu o ilk zamanlar. Sonra bir karar aldık ve o en iğrenç, bakımsız hallerimi bile fotoğraflamaya başladım oğlumla. Ona ne kadar zorlandığımı; ama yine de tüm zamanımı ona ayırdığımı anlatacaktım ileride


Günlerimiz böyle böyle geçerken içten içe üzülüyordum. Zaman çok hızlı geçiyor ve oğlum büyüyor Ellerimin arasından kayıyor sanki. Engel olamıyorum. Çıkardığı o sesler Her anını yakalamak ve kaydetmek istiyorum. Ağlama şekli bile değişiyor günden güne. Bense biraz daha iyi becermeye başlıyorum anneliği. Ağlamasının ne için olduğunu anlamaya başlıyorum mesela. Ben biliyorum ki yavrum aç. Biri geliyor tepeme: Yeter, çok emzirdin! Hâlbuki kucağımda ve ağzı memede geçirdiği sürede birkaç dakika bile ememiyor ki yavrum. Annesinin göğsünde bulduğu sıcaklık ve huzurla hemen uykuya teslim ediyor minik bedenini. Bense aç kalmaması için açıklamalar yaparak kendimi yıpratıyorum. Yeni doğum yapmış bir kadının yanına gideceklere, yanında kalacaklara kocaman bir tavsiye: BIRAKIN ANNE VE BEBEK KENDİ ARALARINDA MUCİZEVİ BİR İLETİŞİM KURSUN VE ONA GÖRE YAŞASIN. SİZ KARIŞMAYIN LÜTFEN!


Bebek bakımı kitaplardan ziyade içgüdüsel bir şey. Annelik doğumla birlikte farklı bir boyuta geçiyor ve her şey sanki hep hayatında olan o yavru için en iyisini sağlamak üzere bir düzene giriyor. Ama sen gel de bunu etrafındakilere anlat

Bebek bakımıyla ilgili bir şeyler elbette okudum; ama en önemlisi hangisinin benim aklıma yattığıydı. Deniz doğduğundan beri evimizin sıcaklığı 24-25 derece. Daha düşük sıcaklıkları öneren kaynaklar bebeği kendimizinkinden bir kat daha fazla giydirmemizi söylüyor ama. Neden lahana gibi kat kat peki? Ben kendim de sevmem zaten öyle giyinmeyi. O yüzden sıcaklığı sabit tuttum ve oğlumu lahana gibi kat kat giydirmedim. Battaniyelere, kundaklara da sarmadım. Çoğunlukla yarım kollu olmak üzere bir atlet bir de penye takım veya tulum. Ocakta doğan kış bebeği keltoş altına bir tek çorap giydi. Öyle iki kat pantolon bizi bozar. :) Kel kafası ve elleri de hep açıktaydı. Yenidoğanın vücut ısısı el ve ayaktan anlaşılmaz; ama gel de eskilere anlat bunu. Her kafadan bir ses çıkıyordu. O sıralarda hormonlar tavan yapmış zaten. Her türlü duygusal gel-gite ve patlamalara uygun bir ruh hali içindesin ve insanlar bununla pek de ilgilenmiyor.

Ben normalde de duygusal bir insandım. O yüzden hamilelikte bu duygusal patlamalar ve ağlama krizleri hayatımın bir parçası olmuştu. Lohusalıkta da bu durum değişmedi. Hani bebeğimi alıp kaçabileceğimi bilsem kafama estiği gibi dışarı çıkardım herhalde. Tabii ne onu yapabildim ne de kendim çıkabildim o sırada. Sonraları biraz düzen oturttuk da oğlumu kısa süreliğine kayınvalideme bırakıp biraz nefes aldık dışarıda, alışveriş bahanesiyle de olsa. Zaten alışveriş dediysem de hep ona alıyoruz. Bir saatliğine bile çıksam deli gibi özlüyorum ama. Babası da öyle. Bir kahve içelim mi? diyoruz, sonra: “Neyse evde içeriz.”e dönüyor olay.

Lohusalığın daha çok üzerimde yarattığı stresten bahsettim; çünkü hepinizin bunu duymaya ihtiyacı vardı, biliyorum. Bir kadın için hayatının geri döndürülemez şekilde değiştiği zor ama en güzel zamanları bunlar. Evet, vücudumu ateşler basıyordu; ama yüreğimi hem böyle yakıp kavuran hem de feraha erdiren bir mucizeyi kucağıma alıyordum ben ve işte o zaman hepsi geçiyordu. Üstüm başım şıpır şıpır süt akıyordu her yere, özellikle banyo zamanları; ama o süt yavrumun kokusuydu. Zamanla bu duruma da alıştım ve gülmeye başladım hatta! Süt olsun da her şeye razı oluyor insan.

Vücudumun değiştiğini kabullenmek zaman aldı belki; ama o sıralar bebeğe yetmeye çalışmaktan bunları düşünmeye fırsat bulamıyor ki insan… Karnımın altlarında doğumdan sonra belirginşelen pembe çatlaklar var. Oğlumun hediyesi, hafızama kazıdığı o muhteşem anların izleri onlar. Silinmezse, geçmezse de canımız sağ olsun. Meme ucu yaraları iyileşse de süt gelince çatlaklar da geldi beraberinde. Yeter ki sağlık olsun, süt olsun. :) Göbüşüm yumuşak ve belim biraz kalın; ama biliyorum ki geçecek bunlar da. Hamilelikte yaptığım kaçamakların kat kat fazlasını şimdi yapıyorum ve bu zamanların tadını çıkarıyorum.

Üçüncü hafta itibarı ile Özgün Deniz tam ele avuca gelir oldu; ama sonrasında hep: “Hah işte, en güzel zamanı bu…” dediğim yeni haftalar, aylar veya günler oldu. Çok hızlı büyüyor; çünkü zaman su gibi akıp geçiyor. O yenidoğan minik hâlinden eser yok şimdi. Bambaşka güzel her anı ama. Hamilelikteki gibi adım adım takip ediyorum gelişimini ve o her seferinde beni biraz daha şaşırtmayı başarıyor. İkimiz çok iyi arkadaş olduk. Sürekli öpüşüp koklaşıyor, sevişiyoruz. O, bu dünyadaki tek gerçek aşk benim için. Duygusallığımın tavan yaptığı zamanlarda küçücük bedenine sığınıyorum koca bir liman gibi. Hep sonunda tüm acılar, sıkıntılar geçiyor işte. Bir daha asla doğurmam, dedirten o sancılar bile sabahında yerini mutluluğa ve iyi ki’lere bırakmıştı. Öyle bir şey işte…

İyi ki doğurmuşum seni oğlum. Ben hep bunu bilip bunu söyleyeceğim…

Tüm anneleri yüreklerinden öperim…




3 yorum:

  1. tek tek okudum her kelimeni. hatta bazılarınıneşime de okudum. dedim doğumdan sonra tebrik için arayanların telefonlarına sen bak :D

    Allah bize de nasip eder inşallah bebeğimizi sağlıkla kucağımıza almayı. şuanki kafayla kimseyi işime karıştırmazmışım gibi geliyor ama o zamanı bilemiyorsun tabi şimdiden.

    Senden bir şey rica edebilir miyim uygun olduğunda. Hamilelikte (doğum öncesinde) okunmasını tavsiye edeceğin kitapları yazabilir misin bloguna? yani liste şeklinde de olur, uzun uzun yazmana gerek yok. ama "işte bu mutlaka okunmalı!" dediğin kitaplar varsa okumayı çok isterim. çünkü senin değerlendirmelerine güveniyorum.

    sağlıklı sorunsuz mutlu günlere inşallah <3

    YanıtlaSil
  2. ya ne güzel yazmışşşın içini dökmüşsün resmen okadar içten ve doğal bende dogum oncesı eşime okuyayım.Sende sanırım kırıkkalaesını anneın tavrına cok guldum hıc yabancı degıl benım teyzelrede okuyacagım kı aynısını yapmasınlar :)

    denizi ve sizi öpuyorum sevgıler bakalım bızım logusalık sureclerı nasıl gececek :)

    YanıtlaSil
  3. O kadar güzel yasmışsın ki her satırları. Yaşadıklarımı okudum sanki. Şimdi oğlum 16 aylık, ne cabuk geçti zaman. Eline yüreğine sağlık. Sağlıklı büyüsün inşallah. Allah bağışlasın.

    YanıtlaSil

Blogda Ara

Son Yazılar

Tüm Yazıları Göster

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı