Mükemmel anne… Sahi öyle bir anne
var mı sizce?
Bence günümüzde, kadının üzerine
hâlihazırda çöreklenmiş olan baskı ve yükün bir nebze olsun hafifleyebilmesi
için daha “doğal” ve “rahat” annelere ihtiyacımız var…
Her anne bebeği için en doğru, en
iyi annedir. Siz buna “mükemmel” demek isterseniz evet, her anne mükemmeldir ve
mükemmel annedir.
Fakat sosyal medyanın
üzerimizdeki baskısı, bizi daha da mükemmel olma yolunda devreleri yakmaya
zorluyor bazen. Üzerimizde büyük bir yük, ciddi bir sorumluluk varmış gibi
hissediyoruz. Bir şeyler için uğraşırken o ince ayarı tutturamayınca ya da ipin
ucunu azcık kaçırınca da mutsuz oluyoruz hâliyle…
Herkes kendi yavrusu için elinden
geleni; kendince en iyisini, en doğrusunu yapmak ister. Ancak bu en iyi ve en doğru kavramları da görecelidir. Kavramlarımız birbiriyle
örtüşmüyorsa buna ancak saygı duymak gerekir.
Sosyal medyanın, daha doğrusu
kullanıcılarının, en büyük eksiği hoşgörü ve saygı bu bağlmada. Hoşgörü dediysek
de… “Hoşgörü” sanki biraz aşağılayıcı bir sözcük olup çıkıveriyor bazen. Hani
yanlıştır falan ama. “Hoşgör sen, affet gitsin aldırma. Büyüklük sende kalsın
sonunda.” der gibi… O yüzden bunu da biraz açmak gerek. Hoş görmek büyüklük
falan değil. Bahsettiğim, insanlık erdemlerinden birini sergilemek.
Başkalarının hayatlarına saygı ve anlayışla bakmak, duygudaşlık (empati) ile
yaklaşmak ve burun sokmamak.
Her annenin “mükemmel” tarifi
farklı olabilir mesela. Buna müdahale etmek ne derece doğru?
Ben bir anne olarak elbette tüm
anneler gibi düşünüyorum bu konuda: Yavrum için çabalıyor ve elimden geldiğince
iyi şeyler sağlayıp sunmaya çalışıyorum ona.
Ama ve lakin…
Tırnaklarımı uzatıyorum. Kessem
daha mutlu olacak bir kesim var, evet. Biliyorum.
Ama kesmiyorum, ben de böyle
mutluyum ve kesemiyorum. Oğluma zarar da vermiyorum. Ben onun annesiyim. Onu
benim kadar düşünemezsin(iz).
Oğluma hazır kavanoz mamalarından
veya kaşık mamalarından veriyorum. Kendim yapsam daha güzel olur. Biliyorum.
Ama vallahi de billahi de onu
yapacak zamanı bulamıyorum bazen. Benim oğlum iştahsız, benim oğlum sürekli
kusuyor. Ben bazen onla yeterince zaman geçirmediğimi bile düşünüyorum bu
kaosun içinde kaybolurken.
Sayfam daha çok memnun kaldığım
ürünleri paylaşmak için açtığım bir blog sayfasıydı. Bunda da kesinlikle ticari
bir kazancım söz konusu değil. O yüzden daha çok “ürün” paylaşımına
odaklandığım için genelde satın aldıklarımı paylaşıyorum. Bu demek değil ki
oğluma püre, çorba vs yapmıyorum. Hayatım orada gördüklerinizden ibaret değil.
Kimsenin böyle değildir zaten. Ayrıca çarşıdan pazardan aldığımız ne olduğunu
bile bilmediğimiz organik olmayan, kimyasalın içine düşmüş meyve sebzeleri
rendeleyip hazırlayınca da doğalını vermiş olmuyoruz onlara. Yoksa bir minicik
yemeği yapmaya mı erinir insan… Annelik bu değil yani. Yargılamadan önce iyi
düşünmenizi “tavsiye” ediyorum. (bkz. Bir önceki yazım…)
Özgün Deniz için hayatının
özellikle ilk 2, hatta 3 yılı boyunca çok daha özenli bir beslenme politikası
izlemek istiyordum. Bunun için kendimce o kadar çok araştırma yaptım ki. Bunun
sonucunda da bazı kararlar aldım Ek Gıda yazımda belirttiğim gibi. Yaşamın,
temelleri ta anne karnında atılan ilk bin günü çok önemli çünkü. Burada
edineceği beslenme alışkanlıkları, ileriki hayatını ve sağlığını
şekillendirecek. Bazı hastalıklardan mümkün olduğunca kaçabilmek için bu, çok
elzem…
Bunlar, benim araştırmalarımın
sonucu ve elimden geldiğince uygulamaya çalışacağım şeyler… Bunu defalarca
vurgulasam dahi yazdıklarım hakkında en ufak bir fikri bile olmayan birinin tam
aksini sadece tavsiye etmesini yetersiz buluyorum açıkçası. Çünkü çoğu zaman
dayanağı olmayan şeyler bunlar…
Organik meyve sebzeye ulaşmak
benim için biraz zor. Onun dışında tahıl, bakliyat, süt, yumurta gibi şeylerimi
organik ve paketli olarak satın alabiliyorum. Bu yüzden de katkı maddesi
içermeyen organik ürünlere (Hipp ve Milupa) bebeğimin beslenmesinde yer
vereceğim. Hero Baby de organik seri çıkarmış; bu ikisine oranla pek fiyat
avantajı olmadığı için sık tercih edeceğimi sanmıyorum. Ayrıca marka olarak
güvendiğim için kaşık mamalarında da Hipp ve Aptamil’i tercih edeceğim.
Bebeklerin günlük belli miktarda tahıl ihtiyaçlarının karşılanması açısından bu
mamaları faydalı buluyorum. Bunu zaten çocuk doktorları da söylüyor…
Bebeğimin yoğurdunu kendim mayalıyorum;
fakat dedim ya “mükemmel” anne olmak gibi bir çabam yok. Yeri gelirse hazırını
da verebilirim; ama yine doktorların da içerdiği proteinlerin
sindirilebilirliği açısından bebek için daha sağlıklı olduğunu düşündüğü bebek
yoğurtlarını tercih ederim. (Sütaş Baby Mix) Hayat Bebek Suları aslında
yalnızca başarılı bir reklam stratejisi; ama bu yoğurtların içerikleri
diğerlerinden farklı.
Bebeğime su verirken kaynatmıyorum.
Suyun belli değerlerinin korunması gerektiğine inanıyorum. Tercih ettiğimiz
içme suları zaten steril.
Benim hassas olduğum konulardan
biri, bebeğin ek gıda dönemine geçişte ek gıdanın kök gıda olup birden bebeğe
çok fazla miktarda yüklenilmesi… Bunun olmaması için çaba sarf edeceğim; çünkü
oğlumun midesi inanılmaz derecede hassas ve anne sütünün aksine bu dönemde
verilen devam sütleri ve ek gıdanın dengesini ayarlayamazsak ileride obezite
tehdidi ile karşı karşıya kalacak miniklerimiz. Yani o bayılarak sevdiğimiz
tombiş bebekler ilerisi için birer risk grubu aslında. (“Anne sütü obez
yapmaz.” tezine katılıyorum; ancak genetik yatkınlığı olan bir kişi için anne
sütü dahi kurtarıcı olamaz. Ayrıca anne sütüyle dahi olsa gereğinden fazla
büyüyen midenin ek gıda döneminde yiyeceği miktar da fazla olacağı için kısır
bir döngüye sokar durumu.)
Deniz’in biberonlarını artık
sterilize etmiyorum. Bağırsak florasını o kadar temiz tutmak bağışıklığı için
pek de iyi olmazdı artık. O büyüyor ve büyüdükçe ona sağladığım korunaklı
fanusundan dışarı çıkacak. Onu dışarıdaki hayata yavaş yavaş da olsa
hazırlamalıyım.
Oyuncağı yere düştüyse eskisi
kadar paniklemiyorum artık. Bir iki çırpıp eline verdiğim de oluyor. Ömrümün
sonuna kadar “organik” kalıp ona o koşulları sunamayacağımı bildiğim için artık
çamaşırlarını yıkarken de çok hassas davranmıyorum. Sonsuza dek bebek
deterjanları kullanamayacağımızı biliyorum. Ayrıca bizim sıpanın alt alttan,
üst üstten gidiyor her dakika. :)
Oğluma kullandığım “kozmetik”
ürünler konusunda ise hâlâ aynı düşüncedeyim. Mümkün olduğunca dermatolojik
veya organik olanları tercih ediyorum. Tercihlerimi değiştirmedim; çünkü cilt
bakımı konusundaki kararlılığım bir alışkanlık hâlini aldığı için ileride
zorluk yaşamayacağımı umuyorum.
Ek gıda ile ilgili hayallerim
vardı. Yani o bari biraz daha az zahmetli olsun istiyordum, olmadı. Deniz’in
öğürme refleksi çok güçlü ve kusarken boğuluyor. Hâliyle o riski göze alamadım.
Klasik yöntemle ek gıdaya
geçerken de kendimce disiplinli olacaktım. Yemek adabını bilecekti, öyle
televizyonla, internetle yemeyecekti yemeğini; ama gelin görün ki hepsini açıp,
bağıra çağıra şarkılar söyleyip şebeklik yapsam da benim oğlum ek gıdaya ağzını
açmıyor. Önce meme reddi, sonra biberon reddi ve hepsini boş verip ek gıdaya
bel bağlamışken şimdi de kaşık reddi. (Sevdiği, sevebileceği tüm tatlı şeyleri
denedim. Muhalefet edeni döverim. :) )
Ben oğluma tek başına bakan bir
anneyim. Yani zaten öyle bakıcılar falan istemiyorum da. Ne bileyim bir annesi,
kayınvalidesi, ablası, bir yakını falan gelir arada yardım eder ya hani. O bile
yok bende. Aylardır tek başıma mücadele ediyorum. Bunca yalnızlığımın ve işimin
içinde televizyon yeri geliyor birkaç dakikalığına da olsa kurtarıcım oluyor. Öyle
yalnız olmasam bile doğru şeyleri belli bir zaman dilimiyle kısıtlı kalmak
kaydıyla izlediği sürece zararlı olduğuna inanmıyorum televizyonun. Görsel
şeylerin eğitici yönü çok fazla ve oturup bebeğimle birlikte bir şeyler
izleyerek onun öğrenmesine katkıda bulunmak da onunla kaliteli zaman geçirmenin
bir parçası bana göre; ama hâlâ tablet bağımlılığının sıkıntılı olduğunu
düşünüyorum. Böyle olmaması için elimden geleni yapacağım. Tabii bazen planlar
ve hayatın ta kendisi uyuşmayabiliyor.
Çok da şaapmamak lazımdır belki de…
Deniz en başından beri uykuyu
seven bir bebek olmadı. O yenidoğanın sürekli uyku hâli vardır ya hani. İnanın
o bile olmadı!
Bir kere yedi saat uyudu diye
gecenin bir yarısı ortalığı ayağa kaldırmışlığım vardır bebeğime bir şey oldu,
diye…
Oğlum uykuyu hiç sevmeyince
hâliyle günler benim için daha da yoğun geçmeye başladı. 24 saatlik bir günü neredeyse 48 saatlik bir zaman dilimi uzunluğunda
ve şanslıysam kesinti ile de olsa 3-4 saatlik uykuyla yaşıyordum.
Altıncı aydan sonra uyku eğitimi
verebileceğimi biliyordum; ama bunu tamamen kendi iç güdülerimle yapacaktım.
Kendi yöntemlerimle makul derecede bir başarı elde etmiştim ki Deniz yine
hastalandı.
O doğmadan önce kafamda her şeyi planlamıştım; ama öyle olmadı işte!
Deniz hasta da olsa bir iki
ağlayıp (!) uyuyacaktı belki kendi kendine. Peki ya ben? Ben sırf her şey
planladığım gibi gitsin, diye hislerimi hiçe sayıp bir robot gibi mi
davranacaktım?
Ben yatağımda onsuz, mutlu mu
uyuyacaktım?
Uyuyamazdım. O yüzden sevgimle
sarıp sarmalayıp kokumda uyuttum oğlumu.
Bildiğim her şeyi unutmaya
hazırım. Çünkü benim oğlum bana her geçen gün yepyeni şeyler öğretiyor, hiç
tatmadığım bambaşka duygular tattırıyor.
Anneliğin yepyeni bir rengini keşfediyorum her gün gün doğarken,
oğlumla ben…
Benim oğlumla emme konusunda
baştan beri ciddi sıkıntılarım oldu. Şu an emmiyor yani. Sekiz aylık oldu.
Toplasanız üç beş ay daha anne sütü alacak benim kararımla ve şartların da
etkisiyle.
Bana bu süreyi uzatmam için
tavsiyede bulunmayın mesela. Daha çok anne sütü alsa daha iyi olur… Biliyorum.
Ama yapamıyorum, yapmamayı tercih
ediyorum ya da buna mecbur kalıyorum.
Evet, sütümü sağmak yerine oğlumu
emzirsem daha güzel olur. Biliyorum.
Ama yapamıyorum. Sekiz aylık
oğlumu, zorlayarak daha fazla ağlatıp sızlatmak istemiyorum. Sırf emmiyor, diye
aç bırakmayı da göze alamıyorum. Anne sütü çok önemli ama... Anne ve bebek
arasındaki duygusal bağın da zedelenmesini istemiyorum. O daha da önemli. Onun
bir başka “formül”ü ya da alternatifi yok çünkü!
Aylardır onun için süt sağıyorum.
İlk ay göğüs yaraları en az doğum sancıları kadar canımı yakmıştı, pes etmedim.
Onun için litrelerce süt sağdım. Nisan ayının başında kademeli olarak süt
sağımını azaltıp 15 gün içerisinde neredeyse tamamen bıraktım. Neden mi? Sütümü
emsin, diye çoğalttığım oğluşum, bu sefer de “Sütüm fazla.” diye emmek
istemedi. Azaltırsam emecekti. Ama öyle de olmadı. Birkaç hafta emip tamamen
bıraktı beni.
Sonra sütüm ciddi anlamda
azaldığı için ara ara eski stoklardan bir iki tane kullanıp nispeten taze ve
içeriği farklı olacak sütlerimden birkaç poşet stoklaya stoklaya geldim eylül
ayına kadar.
Günlük beslenmesi için ne kadar
süt sağdığımı inanın bilmiyorum; ama sadece sütüm yetmeyecek korkusuyla uykusuz
geceler geçirerek 50.000 cc’den süt stokladığımı çok iyi biliyorum. İşte şu an,
iyice azalan sütümü o stoklarla takviye ederek devam ediyorum. (Son 15.655 cc)
Oğlum sekiz aylık ve neredeyse hiç ek gıda almıyor. Tadına alışsın, diye mama
araştırıp deniyorum bir yandan da.
Deniz 1 yaşından itibaren (sütüm
daha da azalmazsa birkaç ay boyunca yarı yarıya olmak kaydıyla) tamamen devam
sütü ile devam edecek. Üzülüyor muyum? Evet. Keşke onu emzirebilseydim. Elimden
geleni yaptım. Kendimce… Yine de olmadı.
Kendim o kadar çok sağlık sorunu
yaşadım ki bu süreçte. Sizi bunlarla bunaltmayacağım elbette. Ben yaşarken
yeterince bunaldım zaten…
Oğlum her hastalandığında
mahvoldum, kahroldum. Onca sıkıntımın, sorunumun üstüne en büyüğü geldi çöktü
onun canı yandıkça.
Ruh hâlim, deseniz inanın hiç iyi
değilim; ama iyi olacağımı, birlikte şifa bulacağımızı çok iyi biliyorum.
Güzel günler yakın…
Kendi bebeği için daha iyisini
sağlayacak bir anne eminim vardır; ama benim elimden bu kadarı geliyor.
Kendimce, oğlum için iyi olduğuna
kanaat getirdiğim şeyleri yapıyorum. Herkesin anneliği kendine. Hepimiz
çabalıyoruz sonuçta. Hedeflerimiz ortak. O yüzden en iyisini yapacağımıza
eminim.
Kalın sağlıcakla…

Tek kelime mükemmell...
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilÇok güzel bir yazı olmuş
YanıtlaSil👌👌👌
YanıtlaSil👌👌👌
YanıtlaSilBen de kızıma tek başına bakan bir anneyim. Sosyal medyadan o kadar çok arkadaşım var ama aslında hiç arkadaşım yok.. Gelip de biri baksa da ben de yemek yapsam evi temizlesem mesela... Yalnızlık çok zor. Hele ki zor bir bebekle daha da zor. Biliyorum. Seni çok iyi anlıyorum. 😢 Bu yaz böylece geçti diye çok üzülüyorum, seneye kızım büyüyecek 1.5 yaşında olacak ve onunla hep gezeceğim diye hayal kuruyorum mesela ama hayat bize hayal kurduklarımızı yaşatmıyor bazen :) Eşimle de aramız çok iyi değil doğumdan beri, yani 7.5 aydır. Yani bu yapayalnızlık beni çok üzüyor. Kahve içiyorum her gün. 'Canım arkadaşım' diye snapte paylaşıyorum kendimce dalga geçiyorum da biri de halin ne demiyor valla! :) Neyse işte öyle... İnşallah güzel günler görelim hep birlikte. Ve Allah bizi şu sosyal medyadaki mükemmel annelerden, kendimizi suçlu hissettiren ama hiçbir şey bilmeyen annelerden uzak tutsun!
YanıtlaSilOturmuş da sohbet ediyormuşuz gibi okudum yazını. Dediğin gibi her bebek için kendi annesi mükemmel annedir. Bizim annelerimizin hiç mi eksiklikleri hataları olmadı? Yine de annemi başka kimseye değişmem. En önemli şey sağlık. Kalan her şey hallolur. Sağlıcakla 🙏
YanıtlaSil