16 Eylül 2016 Cuma

Bir Şehir Efsanesi: Mükemmel Anne (!)


Mükemmel anne… Sahi öyle bir anne var mı sizce?

Bence günümüzde, kadının üzerine hâlihazırda çöreklenmiş olan baskı ve yükün bir nebze olsun hafifleyebilmesi için daha “doğal” ve “rahat” annelere ihtiyacımız var…

Her anne bebeği için en doğru, en iyi annedir. Siz buna “mükemmel” demek isterseniz evet, her anne mükemmeldir ve mükemmel annedir.

Fakat sosyal medyanın üzerimizdeki baskısı, bizi daha da mükemmel olma yolunda devreleri yakmaya zorluyor bazen. Üzerimizde büyük bir yük, ciddi bir sorumluluk varmış gibi hissediyoruz. Bir şeyler için uğraşırken o ince ayarı tutturamayınca ya da ipin ucunu azcık kaçırınca da mutsuz oluyoruz hâliyle…

Herkes kendi yavrusu için elinden geleni; kendince en iyisini, en doğrusunu yapmak ister. Ancak bu en iyi ve en doğru kavramları da görecelidir. Kavramlarımız birbiriyle örtüşmüyorsa buna ancak saygı duymak gerekir.

Sosyal medyanın, daha doğrusu kullanıcılarının, en büyük eksiği hoşgörü ve saygı bu bağlmada. Hoşgörü dediysek de… “Hoşgörü” sanki biraz aşağılayıcı bir sözcük olup çıkıveriyor bazen. Hani yanlıştır falan ama. “Hoşgör sen, affet gitsin aldırma. Büyüklük sende kalsın sonunda.” der gibi… O yüzden bunu da biraz açmak gerek. Hoş görmek büyüklük falan değil. Bahsettiğim, insanlık erdemlerinden birini sergilemek. Başkalarının hayatlarına saygı ve anlayışla bakmak, duygudaşlık (empati) ile yaklaşmak ve burun sokmamak.

Her annenin “mükemmel” tarifi farklı olabilir mesela. Buna müdahale etmek ne derece doğru?

Ben bir anne olarak elbette tüm anneler gibi düşünüyorum bu konuda: Yavrum için çabalıyor ve elimden geldiğince iyi şeyler sağlayıp sunmaya çalışıyorum ona.

Ama ve lakin…

Tırnaklarımı uzatıyorum. Kessem daha mutlu olacak bir kesim var, evet. Biliyorum.



Ama kesmiyorum, ben de böyle mutluyum ve kesemiyorum. Oğluma zarar da vermiyorum. Ben onun annesiyim. Onu benim kadar düşünemezsin(iz).



Oğluma hazır kavanoz mamalarından veya kaşık mamalarından veriyorum. Kendim yapsam daha güzel olur. Biliyorum.

Ama vallahi de billahi de onu yapacak zamanı bulamıyorum bazen. Benim oğlum iştahsız, benim oğlum sürekli kusuyor. Ben bazen onla yeterince zaman geçirmediğimi bile düşünüyorum bu kaosun içinde kaybolurken.



Sayfam daha çok memnun kaldığım ürünleri paylaşmak için açtığım bir blog sayfasıydı. Bunda da kesinlikle ticari bir kazancım söz konusu değil. O yüzden daha çok “ürün” paylaşımına odaklandığım için genelde satın aldıklarımı paylaşıyorum. Bu demek değil ki oğluma püre, çorba vs yapmıyorum. Hayatım orada gördüklerinizden ibaret değil. Kimsenin böyle değildir zaten. Ayrıca çarşıdan pazardan aldığımız ne olduğunu bile bilmediğimiz organik olmayan, kimyasalın içine düşmüş meyve sebzeleri rendeleyip hazırlayınca da doğalını vermiş olmuyoruz onlara. Yoksa bir minicik yemeği yapmaya mı erinir insan… Annelik bu değil yani. Yargılamadan önce iyi düşünmenizi “tavsiye” ediyorum. (bkz. Bir önceki yazım…)

Özgün Deniz için hayatının özellikle ilk 2, hatta 3 yılı boyunca çok daha özenli bir beslenme politikası izlemek istiyordum. Bunun için kendimce o kadar çok araştırma yaptım ki. Bunun sonucunda da bazı kararlar aldım Ek Gıda yazımda belirttiğim gibi. Yaşamın, temelleri ta anne karnında atılan ilk bin günü çok önemli çünkü. Burada edineceği beslenme alışkanlıkları, ileriki hayatını ve sağlığını şekillendirecek. Bazı hastalıklardan mümkün olduğunca kaçabilmek için bu, çok elzem…

Bunlar, benim araştırmalarımın sonucu ve elimden geldiğince uygulamaya çalışacağım şeyler… Bunu defalarca vurgulasam dahi yazdıklarım hakkında en ufak bir fikri bile olmayan birinin tam aksini sadece tavsiye etmesini yetersiz buluyorum açıkçası. Çünkü çoğu zaman dayanağı olmayan şeyler bunlar…

Organik meyve sebzeye ulaşmak benim için biraz zor. Onun dışında tahıl, bakliyat, süt, yumurta gibi şeylerimi organik ve paketli olarak satın alabiliyorum. Bu yüzden de katkı maddesi içermeyen organik ürünlere (Hipp ve Milupa) bebeğimin beslenmesinde yer vereceğim. Hero Baby de organik seri çıkarmış; bu ikisine oranla pek fiyat avantajı olmadığı için sık tercih edeceğimi sanmıyorum. Ayrıca marka olarak güvendiğim için kaşık mamalarında da Hipp ve Aptamil’i tercih edeceğim. Bebeklerin günlük belli miktarda tahıl ihtiyaçlarının karşılanması açısından bu mamaları faydalı buluyorum. Bunu zaten çocuk doktorları da söylüyor…

Bebeğimin yoğurdunu kendim mayalıyorum; fakat dedim ya “mükemmel” anne olmak gibi bir çabam yok. Yeri gelirse hazırını da verebilirim; ama yine doktorların da içerdiği proteinlerin sindirilebilirliği açısından bebek için daha sağlıklı olduğunu düşündüğü bebek yoğurtlarını tercih ederim. (Sütaş Baby Mix) Hayat Bebek Suları aslında yalnızca başarılı bir reklam stratejisi; ama bu yoğurtların içerikleri diğerlerinden farklı.

Bebeğime su verirken kaynatmıyorum. Suyun belli değerlerinin korunması gerektiğine inanıyorum. Tercih ettiğimiz içme suları zaten steril.

Benim hassas olduğum konulardan biri, bebeğin ek gıda dönemine geçişte ek gıdanın kök gıda olup birden bebeğe çok fazla miktarda yüklenilmesi… Bunun olmaması için çaba sarf edeceğim; çünkü oğlumun midesi inanılmaz derecede hassas ve anne sütünün aksine bu dönemde verilen devam sütleri ve ek gıdanın dengesini ayarlayamazsak ileride obezite tehdidi ile karşı karşıya kalacak miniklerimiz. Yani o bayılarak sevdiğimiz tombiş bebekler ilerisi için birer risk grubu aslında. (“Anne sütü obez yapmaz.” tezine katılıyorum; ancak genetik yatkınlığı olan bir kişi için anne sütü dahi kurtarıcı olamaz. Ayrıca anne sütüyle dahi olsa gereğinden fazla büyüyen midenin ek gıda döneminde yiyeceği miktar da fazla olacağı için kısır bir döngüye sokar durumu.)


Deniz’in biberonlarını artık sterilize etmiyorum. Bağırsak florasını o kadar temiz tutmak bağışıklığı için pek de iyi olmazdı artık. O büyüyor ve büyüdükçe ona sağladığım korunaklı fanusundan dışarı çıkacak. Onu dışarıdaki hayata yavaş yavaş da olsa hazırlamalıyım.

Oyuncağı yere düştüyse eskisi kadar paniklemiyorum artık. Bir iki çırpıp eline verdiğim de oluyor. Ömrümün sonuna kadar “organik” kalıp ona o koşulları sunamayacağımı bildiğim için artık çamaşırlarını yıkarken de çok hassas davranmıyorum. Sonsuza dek bebek deterjanları kullanamayacağımızı biliyorum. Ayrıca bizim sıpanın alt alttan, üst üstten gidiyor her dakika. :)

Oğluma kullandığım “kozmetik” ürünler konusunda ise hâlâ aynı düşüncedeyim. Mümkün olduğunca dermatolojik veya organik olanları tercih ediyorum. Tercihlerimi değiştirmedim; çünkü cilt bakımı konusundaki kararlılığım bir alışkanlık hâlini aldığı için ileride zorluk yaşamayacağımı umuyorum.

Ek gıda ile ilgili hayallerim vardı. Yani o bari biraz daha az zahmetli olsun istiyordum, olmadı. Deniz’in öğürme refleksi çok güçlü ve kusarken boğuluyor. Hâliyle o riski göze alamadım.



Klasik yöntemle ek gıdaya geçerken de kendimce disiplinli olacaktım. Yemek adabını bilecekti, öyle televizyonla, internetle yemeyecekti yemeğini; ama gelin görün ki hepsini açıp, bağıra çağıra şarkılar söyleyip şebeklik yapsam da benim oğlum ek gıdaya ağzını açmıyor. Önce meme reddi, sonra biberon reddi ve hepsini boş verip ek gıdaya bel bağlamışken şimdi de kaşık reddi. (Sevdiği, sevebileceği tüm tatlı şeyleri denedim. Muhalefet edeni döverim. :) )

Ben oğluma tek başına bakan bir anneyim. Yani zaten öyle bakıcılar falan istemiyorum da. Ne bileyim bir annesi, kayınvalidesi, ablası, bir yakını falan gelir arada yardım eder ya hani. O bile yok bende. Aylardır tek başıma mücadele ediyorum. Bunca yalnızlığımın ve işimin içinde televizyon yeri geliyor birkaç dakikalığına da olsa kurtarıcım oluyor. Öyle yalnız olmasam bile doğru şeyleri belli bir zaman dilimiyle kısıtlı kalmak kaydıyla izlediği sürece zararlı olduğuna inanmıyorum televizyonun. Görsel şeylerin eğitici yönü çok fazla ve oturup bebeğimle birlikte bir şeyler izleyerek onun öğrenmesine katkıda bulunmak da onunla kaliteli zaman geçirmenin bir parçası bana göre; ama hâlâ tablet bağımlılığının sıkıntılı olduğunu düşünüyorum. Böyle olmaması için elimden geleni yapacağım. Tabii bazen planlar ve hayatın ta kendisi uyuşmayabiliyor. Çok da şaapmamak lazımdır belki de…

Deniz en başından beri uykuyu seven bir bebek olmadı. O yenidoğanın sürekli uyku hâli vardır ya hani. İnanın o bile olmadı!

Bir kere yedi saat uyudu diye gecenin bir yarısı ortalığı ayağa kaldırmışlığım vardır bebeğime bir şey oldu, diye…

Oğlum uykuyu hiç sevmeyince hâliyle günler benim için daha da yoğun geçmeye başladı. 24 saatlik bir günü neredeyse 48 saatlik bir zaman dilimi uzunluğunda ve şanslıysam kesinti ile de olsa 3-4 saatlik uykuyla yaşıyordum.

Altıncı aydan sonra uyku eğitimi verebileceğimi biliyordum; ama bunu tamamen kendi iç güdülerimle yapacaktım. Kendi yöntemlerimle makul derecede bir başarı elde etmiştim ki Deniz yine hastalandı.

O doğmadan önce kafamda her şeyi planlamıştım; ama öyle olmadı işte!
Deniz hasta da olsa bir iki ağlayıp (!) uyuyacaktı belki kendi kendine. Peki ya ben? Ben sırf her şey planladığım gibi gitsin, diye hislerimi hiçe sayıp bir robot gibi mi davranacaktım?

Ben yatağımda onsuz, mutlu mu uyuyacaktım?

Uyuyamazdım. O yüzden sevgimle sarıp sarmalayıp kokumda uyuttum oğlumu.

Bildiğim her şeyi unutmaya hazırım. Çünkü benim oğlum bana her geçen gün yepyeni şeyler öğretiyor, hiç tatmadığım bambaşka duygular tattırıyor.

Anneliğin yepyeni bir rengini keşfediyorum her gün gün doğarken, oğlumla ben…


Benim oğlumla emme konusunda baştan beri ciddi sıkıntılarım oldu. Şu an emmiyor yani. Sekiz aylık oldu. Toplasanız üç beş ay daha anne sütü alacak benim kararımla ve şartların da etkisiyle.

Bana bu süreyi uzatmam için tavsiyede bulunmayın mesela. Daha çok anne sütü alsa daha iyi olur… Biliyorum.
Ama yapamıyorum, yapmamayı tercih ediyorum ya da buna mecbur kalıyorum.

Evet, sütümü sağmak yerine oğlumu emzirsem daha güzel olur. Biliyorum.
Ama yapamıyorum. Sekiz aylık oğlumu, zorlayarak daha fazla ağlatıp sızlatmak istemiyorum. Sırf emmiyor, diye aç bırakmayı da göze alamıyorum. Anne sütü çok önemli ama... Anne ve bebek arasındaki duygusal bağın da zedelenmesini istemiyorum. O daha da önemli. Onun bir başka “formül”ü ya da alternatifi yok çünkü!

Aylardır onun için süt sağıyorum. İlk ay göğüs yaraları en az doğum sancıları kadar canımı yakmıştı, pes etmedim. Onun için litrelerce süt sağdım. Nisan ayının başında kademeli olarak süt sağımını azaltıp 15 gün içerisinde neredeyse tamamen bıraktım. Neden mi? Sütümü emsin, diye çoğalttığım oğluşum, bu sefer de “Sütüm fazla.” diye emmek istemedi. Azaltırsam emecekti. Ama öyle de olmadı. Birkaç hafta emip tamamen bıraktı beni.
Sonra sütüm ciddi anlamda azaldığı için ara ara eski stoklardan bir iki tane kullanıp nispeten taze ve içeriği farklı olacak sütlerimden birkaç poşet stoklaya stoklaya geldim eylül ayına kadar.

Günlük beslenmesi için ne kadar süt sağdığımı inanın bilmiyorum; ama sadece sütüm yetmeyecek korkusuyla uykusuz geceler geçirerek 50.000 cc’den süt stokladığımı çok iyi biliyorum. İşte şu an, iyice azalan sütümü o stoklarla takviye ederek devam ediyorum. (Son 15.655 cc) Oğlum sekiz aylık ve neredeyse hiç ek gıda almıyor. Tadına alışsın, diye mama araştırıp deniyorum bir yandan da.

Deniz 1 yaşından itibaren (sütüm daha da azalmazsa birkaç ay boyunca yarı yarıya olmak kaydıyla) tamamen devam sütü ile devam edecek. Üzülüyor muyum? Evet. Keşke onu emzirebilseydim. Elimden geleni yaptım. Kendimce… Yine de olmadı.

Kendim o kadar çok sağlık sorunu yaşadım ki bu süreçte. Sizi bunlarla bunaltmayacağım elbette. Ben yaşarken yeterince bunaldım zaten…
Oğlum her hastalandığında mahvoldum, kahroldum. Onca sıkıntımın, sorunumun üstüne en büyüğü geldi çöktü onun canı yandıkça.

Ruh hâlim, deseniz inanın hiç iyi değilim; ama iyi olacağımı, birlikte şifa bulacağımızı çok iyi biliyorum.
Güzel günler yakın…

Kendi bebeği için daha iyisini sağlayacak bir anne eminim vardır; ama benim elimden bu kadarı geliyor.

Kendimce, oğlum için iyi olduğuna kanaat getirdiğim şeyleri yapıyorum. Herkesin anneliği kendine. Hepimiz çabalıyoruz sonuçta. Hedeflerimiz ortak. O yüzden en iyisini yapacağımıza eminim.


Kalın sağlıcakla…

7 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel bir yazı olmuş

    YanıtlaSil
  3. Ben de kızıma tek başına bakan bir anneyim. Sosyal medyadan o kadar çok arkadaşım var ama aslında hiç arkadaşım yok.. Gelip de biri baksa da ben de yemek yapsam evi temizlesem mesela... Yalnızlık çok zor. Hele ki zor bir bebekle daha da zor. Biliyorum. Seni çok iyi anlıyorum. 😢 Bu yaz böylece geçti diye çok üzülüyorum, seneye kızım büyüyecek 1.5 yaşında olacak ve onunla hep gezeceğim diye hayal kuruyorum mesela ama hayat bize hayal kurduklarımızı yaşatmıyor bazen :) Eşimle de aramız çok iyi değil doğumdan beri, yani 7.5 aydır. Yani bu yapayalnızlık beni çok üzüyor. Kahve içiyorum her gün. 'Canım arkadaşım' diye snapte paylaşıyorum kendimce dalga geçiyorum da biri de halin ne demiyor valla! :) Neyse işte öyle... İnşallah güzel günler görelim hep birlikte. Ve Allah bizi şu sosyal medyadaki mükemmel annelerden, kendimizi suçlu hissettiren ama hiçbir şey bilmeyen annelerden uzak tutsun!

    YanıtlaSil
  4. Oturmuş da sohbet ediyormuşuz gibi okudum yazını. Dediğin gibi her bebek için kendi annesi mükemmel annedir. Bizim annelerimizin hiç mi eksiklikleri hataları olmadı? Yine de annemi başka kimseye değişmem. En önemli şey sağlık. Kalan her şey hallolur. Sağlıcakla 🙏

    YanıtlaSil

Blogda Ara

Son Yazılar

Tüm Yazıları Göster

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı