14 Eylül 2016 Çarşamba

SosyalMedyAnne







Özellikle son zamanlarda “sosyal medya anneliği”nin popülerliğinin artmasıyla birlikte elinizi nereye atsanız bir “anne”ye çarpmanız an meselesi... Sağımız solumuz “bir anne”yle çevrili. Bu “bir” anneler önlerine çeşitli sıfatlar alıyorlar efendim. Mesela ben “minnoş anne”yim. :) Ha ama çok şükür kullanıcı adım o değil. :) Kedileri ve minnoş şeyleri çok sevdiğimden ötürü benim için bir lakap olmuştu bu “minnoş”. Sonra hamile kalınca “Minnoş hamile” yazdım profilime. Aslında bir nevi durum güncellemesiydi bu.    “Minnoş şu an hamile.” gibi bir cümle. Ama canım Türkçem o minnoşu bir sıfat gibi yapıştırdı bana. Sonra baktım etraf yavaş yavaş minnoş hamilelerle dolmaya başladı ve derken doğum yaptım ve “minnoş anne”liğe terfi ettim mecburen. :)

Benim minnoşluğum bir kenarda duradursun Bazen gerçekten de hayal gücümü zorlayan annelerle (profil adı olarak) karşılaşıyorum. Türk insanının aklı nasıl çalışıyor acaba? :)

Özel bir blog hesabı açsın açmasın, sosyal medyadaki “anne”lerin sayısı her geçen gün artıyor fark ettiyseniz. Bu annelerin en önemli özellikleri “naçizane” tavsiyelerde bulunmalarıdır efendim. Tavsiye ve yönlendirmelerinin kilit noktası bu sözcüktür. Tabii bu sırada naçizane sözcüğü zaman zaman “naçisane”, “nacizane” ve hatta “naçizhane” gibi yaratıcı şekillerle karşımıza çıkabiliyor. Efendim bu sonuncusu bu “naçiz”lerin yaşadığı ev oluyor. :) (Ne kadar da TDK bir kadınım, değil mi? TDK kısaltmasındaki K harfini de “ke” diye okuyorum.) :) Hal böyle olunca tüm bunlar bazen insanı anneliğini bile sorgulatacak raddeye getiriyor tabii... Uzun lafın kısası, bu tavsiyeler için henüz bir tavsiyesavar geliştiremediğimize göre, bunlarla başa çıkmanın yollarını arayıp bulmalıyız demek ki. :)

Şaka bir yana, bazen bu tavsiyeler bunaltıcı, depresyona sürükleyici, kırıcı ve sinir bozucu da olabiliyor maalesef. Benim hemen her yazımda belirttiğim bir şey var. İnsan anne olunca anlıyor ki nasılsa her birey birbirinden farklı ve özelse bu minik bireyler de daha minicik boylarıyla böyle “biricik” olmayı başarıyorlar. Bu, bizim doğamızda var çünkü. Fakat gelgelelim, sen, ben, o, yani hepimiz yine doğamızda olan tavsiye verici anneliği içimizden söküp bir kenara atamıyoruz işte.

Sorun ise tam olarak şurada: Okumuyoruz, araştırmıyoruz. Bahsettiğim okuyup araştırma işi maalesef ki blog ve forum okumakla sınırlı kalmıyor. Onu hobi olarak yapalım ama yine bak! :) Eğlenceli oluyor çünkü. (Hem ben kime yazarım yoksa?) :) Fakat bu tarz yazılar çoğu zaman nesnellikten uzak olabiliyor ve maalesef sağlam bir bilgi alt yapısından da yoksun kalabiliyor. Bunun ayrımını iyi yapmak gerek.


Çok az anne gerçekten araştırıyor. Çoğumuz aslında sadece tecrübe ettiklerimizi aktarıyoruz buralara ve bu noktada her bebeğin “biricik” olma durumu ile ters düşüyor tecrübe edilenler. Sonrasında ne mi oluyor? O tecrübeleri kendi hayatlarımıza uyarlayamamak beraberinde birtakım mutsuzlukları getiriyor. Oysa bu annelerin tecrübelerini sadece fikir edinmek amaçlı okusak da yine kendi doğrumuzu kendimiz bulsak daha mutlu olacağız sanki

Her ne kadar arada adlarına falan takılsam da bazı anneler cidden faydalı paylaşımlar yapıyorlar. O yüzden anneleri takibe devam; ama her bebeğin kendine özgü özellikler taşıdığını ve her “anneliğin” her bebek için uygun olmayabileceğini de unutmamak gerek... :) 

Sahip çıkalım "anne"ye... :)




Eğer çalışmayan bir anne iseniz muhtemelen siz de zamanınızın çoğunu bebeğinizle evde ve çoğu zaman telefon elinizde geçirenlerdensiniz benim gibi…İnternet üzerinde milyonlarca anne ve bebek var belki. Fakat biz o milyonların her birinin en güzel yönlerini alıp bambaşka bir mükemmel anne profili yaratıyoruz hayalimizde. Bu, öylesine mükemmel bir anne ki aslında henüz yeryüzünde yok bile. Bizimse bundan haberimiz dahi yok, kendimizi paraladıkça paralıyoruz. 

En güzel anne henüz doğurmamış olandır. :)

Bu veciz sözümü bir kenara not ediniz arkadaşlar. Çünkü anne olmadan önce, anneliğe dair ahkâmlar kesip bol keseden atmak, bekâra eş boşamaya benzer. Sallarsın da sallarsın yani. Fakat anne olunca öyle bir sersemlersin ki neye uğradığını şaşar, tüm o bildiğini sandıklarını unutursun valla! İşte diyorum ya her bebek özel, diye. Senin planlarına uyacak bebeği belki de sen doğurmadın; ama falan blogcu kişinin bebeği tam da senin hayal ettiğin gibi. Ne güzel beşiğine koydu mu hoop uykuya. Ama gel gör ki o da belki çok iştahsız. Ötekinin bebeğinin iştahına diyecek yok; ama o da çok yaramaz mesela…

Tüm bunlar yoruyor işte bizi. Neden oturup kaderimizi kabullenmeyiz ki? Elimizde bizden olma bir bebe var valla. Bu model de böyle! Takasa girebiliyoz da benim mi haberim yok allasen…:)

Ya bu deveyi güdeceğiz ya bu deveyi güdeceğiz. Bu diyardan gidebileceğimizi mi sanmıştın yoksa sen okurken? :) Evet, kaçış yok. Geriye ne kalıyor o halde? Bazı konuları iyice araştırdıktan sonra farklı tecrübelerden faydalanmak ancak en nihayetinde yine kendi doğrunu oluşturmak. Bu doğru, hem annenin hem de bebeğin kendine özgü özellikleriyle harmanlanarak oluşacak. Tarifin püf noktası burada. Aslına bakarsanız bu püf nokta anne bebek ilişkisini daha da kolaylaştıracağı gibi annenin ruh sağğı ve dolayısıyla etraftakilerin selameti için de kilit nokta! Çünkü lohusalık bir yaşam biçimidir.

Dikkat! Lohusa çıkabilir!

Bu yazıyı her eve, binaya, avm’ye ve bilumum toplu aktivite alanlarına asmalı aslında. Çünkü tanıdık tanımadık herkes ama herkes seni bir bebekle gördü mü akıl vermeye kalkışıyor. Kendini sorgulattırıyor, suçlu hissettiriyor, kendini aklamak için debelenmeni zevkle izliyor sonra. Evet, sanırım bundan sadistçe bir zevk alanlar var…

Eskiden bu tip insanlar, kaynana, konukomşu, görümce, eş dost falan olurken şimdi durum daha da tehlikeli ve kalabalık bir mecraya taşındı: Instagram


         Burada normal hayatta sokakta görseniz muhtemelen bir daha yüzünü dahi hatırlamayacağınız herhangi biri gelip size akıl verebiliyor veya daha doğrusu tavsiyede bulunabiliyor. Siz bu tavsiyeye kulak asmadıysanız yahut karşıt görüşteyseniz (Bu ne cüret seni küçük serseri?) silahlarını kuşanıyor Instagram komşu teyzeleri. Eleştiriyi kabullenemediğinizden tutun da anneliğinize varan hakaretlere kadar giden yolu var bunun

         Çok şükür ben kimseyle bu şekilde tartışmadım; ama birine bu denli acımasızca saldırıldığını görmek bile beni son derece rahatsız ediyor. Henüz, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın. kıvamına gelmedim. Umarım hiçbir zaman gelmem de.

         Birbirimize destek olacağımız yerde çoğu zaman kadının düşmanı yine bir hemcinsi oluyor ya! Bu çok koyuyor işte

         Hepimiz anneliğin o zorlu yollarından geçiyoruz, geçeceğiz. Kimse sınanmadığı bir günahın masumu sayamıyorsa kendini, kendi başına gelmemiş bir şey için de eleştirmesin bir başkasını… Hele ki henüz anne olmamışsa ya da öyle bir niyeti dahi yoksa uzaktan hiç akıl vermeye çalışmasın! O iş öyle değil güzel kardeşim

         Tamam, bazen ben de dayanamayıp bir iki yorum yazıyorum yanlış gördüğüm şeylere. Küçücük bir bebeğin sağlığı söz konusu olunca gel de tutma sen şimdi o annelik damarı! Ama her şeyin bir sınırı olduğunu ara ara kendimize hatırlatmakta fayda var. Kişisel profil ya da blog hiç fark etmez, bir insanın kendini bize açtığı kadarını buralarda paylaşıyor olması onu kafamıza göre eleştireceğimiz anlamına gelmemeli asla.


         Sosyal medya mutluluğumuz da olmamalı mutsuzluğumuz da.

         İnsan buralara baktıkça sürekli kendinde bir eksik arıyor sanki. Ben de buradan bir şeyler öğrenip oğluma uygulamaya çalışıyorum; ama tutmayınca dünyanın sonu olmuyor bu. Dediğim gibi o milyonların arasından kendimizce en güzelini seçip onu hedef koyduğumuzda mutsuzluğumuz kaçınılmaz oluyor.
         Sosyal medyadaki hayatların bazıları gerçek çoğu ise peri masalı. Bu mecraları, bu anlamda daha bilinçli okumak gerek. Ben hayatımı mümkün olduğunca gerçekçi bir şekilde yansıtmaya çalışıyorum; fakat son zamanlarda öyle karamsarım ki kimsenin içini sıkmak da istemiyorum bir yandan. O yüzden olabildiğince güzel ama daima samimi anılarımı paylaşmaya çalışıyorum sizinle.

Hayatlarımız hiçbir zaman kusursuz değil, olmadı da. Sosyal medyadan önce de sonra da.

Hem her şey o kadar da yolunda gitse sizce de biraz sıkıcı olmaz mıydı? Arada sorunlarla mücadele etmek ne kadar güçlü olduğumuzu hatırlatmıyor mu? Fena da olmuyor sanki...

Başkalarının sözde kusursuz hayatlarına bakarak elimizdekinden yakınmayı doğru bulmuyorum.
Başkalarının sözlerine takılarak hayatımızı yeniden şekillendirmeye çalışmak veya bu yorumlardan üzüntü duymak da saçma!


Herkes kendi işine, evliliğine, eşliğine, anneliğine veya o şey her ne ise ona baksa daha mutlu olacağız sanki

Sevgiler…




6 yorum:

  1. Fikirlerinizi bu kadar güzel ve Türkçemize saygı duyarak anlattığınız için çok teşekkürler. Ben de birçok "sosyal medya annesi"ni severek takip ediyorum (Siz en sevdiklerimdensiniz). Ancak daha bağlaç olan "de"yi ve "da"yı ayıramayan, soru eklerini bitişik, kelimeleri yanlış yazan insanların akıl vermesi beni biraz çileden çıkarıyor. Verdiği tavsiye mantıklı da olsa "acaba?" diyorum açıkçası. Bu da benim önyargım galiba. :)
    Özlem Ercan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özlem Hanım, böyle güzel bir yorum almak gerçekten ulaşmak istediğim kitleye ulaştığımı hissettirip mutlu ediyor beni. Güzel yorumunuz ve hassasiyetiniz, bakış açınız için çok teşekkür ederim. Ben çevirmenim. Bir de bu şekilde çeviri yapan insanın ya da bozuk Türkçe ile yazılmış bir eserin beni ne kadar zorladığını düşünün. Bir ara kitap okuyamıyordum. :) Değerli yorumlarınızdan mahrum bırakmayın bizi. Sevgiler.

      Sil
  2. HAHAH Dikkat lohusa cıkabılır=) bızım eve de asmak lazım her odaya ya

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. Tek cümle... "Eline diline sağlık,muhteşem"

    YanıtlaSil

Blogda Ara

Son Yazılar

Tüm Yazıları Göster

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı