Özellikle
son zamanlarda “sosyal medya anneliği”nin
popülerliğinin artmasıyla birlikte elinizi nereye
atsanız bir “anne”ye çarpmanız an meselesi... Sağımız
solumuz “bir anne”yle çevrili. Bu “bir” anneler önlerine çeşitli
sıfatlar alıyorlar efendim. Mesela ben “minnoş anne”yim. :) Ha ama çok şükür
kullanıcı adım o değil.
:) Kedileri ve minnoş şeyleri çok
sevdiğimden ötürü benim
için bir lakap olmuştu
bu “minnoş”.
Sonra hamile kalınca “Minnoş hamile” yazdım profilime. Aslında bir nevi
durum güncellemesiydi bu. “Minnoş şu an hamile.” gibi bir cümle. Ama canım Türkçem o
minnoşu
bir sıfat gibi yapıştırdı bana.
Sonra baktım etraf yavaş yavaş minnoş hamilelerle
dolmaya başladı ve
derken doğum
yaptım ve “minnoş anne”liğe
terfi ettim mecburen. :)
Benim
minnoşluğum bir kenarda duradursun…
Bazen gerçekten
de hayal gücümü
zorlayan “anne”lerle
(profil adı
olarak) karşılaşıyorum.
Türk insanının aklı nasıl çalışıyor acaba? :)
Özel
bir blog hesabı açsın açmasın, sosyal medyadaki “anne”lerin sayısı her geçen
gün artıyor fark ettiyseniz. Bu annelerin en önemli özellikleri “naçizane” tavsiyelerde
bulunmalarıdır efendim. Tavsiye ve yönlendirmelerinin kilit noktası bu
sözcüktür. Tabii bu sırada naçizane sözcüğü zaman zaman “naçisane”, “nacizane” ve
hatta “naçizhane” gibi yaratıcı şekillerle karşımıza çıkabiliyor. Efendim bu sonuncusu bu “naçiz”lerin
yaşadığı ev
oluyor. :) (Ne kadar da TDK bir kadınım, değil mi? TDK kısaltmasındaki K harfini de “ke” diye
okuyorum.) :) Hal böyle olunca tüm bunlar bazen insanı anneliğini bile sorgulatacak raddeye getiriyor
tabii... Uzun lafın kısası,
bu tavsiyeler için
henüz
bir tavsiyesavar geliştiremediğimize göre, bunlarla başa çıkmanın yollarını arayıp bulmalıyız demek ki. :)
Şaka bir yana, bazen bu tavsiyeler bunaltıcı,
depresyona sürükleyici, kırıcı ve sinir bozucu da olabiliyor maalesef. Benim
hemen her yazımda belirttiğim bir şey var. İnsan anne olunca anlıyor ki nasılsa her birey
birbirinden farklı ve özelse bu minik bireyler de daha minicik boylarıyla böyle
“biricik” olmayı başarıyorlar.
Bu, bizim doğamızda
var çünkü. Fakat gelgelelim, sen, ben, o, yani hepimiz yine doğamızda
olan tavsiye verici anneliği içimizden söküp bir kenara atamıyoruz işte.
Sorun
ise tam olarak şurada:
Okumuyoruz, araştırmıyoruz.
Bahsettiğim
okuyup araştırma
işi
maalesef ki blog ve forum okumakla sınırlı kalmıyor. Onu hobi olarak
yapalım ama yine bak! :) Eğlenceli oluyor çünkü. (Hem ben kime yazarım
yoksa?) :) Fakat bu tarz yazılar çoğu zaman nesnellikten uzak olabiliyor ve maalesef sağlam
bir bilgi alt yapısından da yoksun kalabiliyor. Bunun ayrımını iyi yapmak
gerek.
Çok
az anne gerçekten araştırıyor. Çoğumuz
aslında sadece tecrübe ettiklerimizi aktarıyoruz buralara ve bu noktada her
bebeğin “biricik”
olma durumu ile ters düşüyor
tecrübe edilenler. Sonrasında ne mi oluyor? O tecrübeleri kendi hayatlarımıza
uyarlayamamak beraberinde birtakım mutsuzlukları getiriyor. Oysa bu
annelerin tecrübelerini sadece fikir edinmek amaçlı okusak da yine kendi doğrumuzu kendimiz bulsak daha mutlu olacağız
sanki…
Her
ne kadar arada adlarına falan takılsam da bazı anneler cidden
faydalı paylaşımlar
yapıyorlar. O yüzden anneleri takibe devam; ama her bebeğin
kendine özgü özellikler taşıdığını ve her “anneliğin” her
bebek için uygun olmayabileceğini de unutmamak gerek... :)
Sahip
çıkalım "anne"ye... :)
Eğer
çalışmayan bir anne iseniz muhtemelen siz de zamanınızın çoğunu bebeğinizle
evde ve çoğu zaman telefon elinizde geçirenlerdensiniz benim gibi…İnternet
üzerinde milyonlarca anne ve bebek var belki. Fakat biz o milyonların her
birinin en güzel yönlerini alıp bambaşka bir mükemmel anne profili yaratıyoruz hayalimizde.
Bu, öylesine mükemmel bir anne ki aslında henüz yeryüzünde yok bile.
Bizimse bundan haberimiz dahi yok, kendimizi paraladıkça paralıyoruz.
En
güzel anne henüz doğurmamış olandır. :)
Bu
veciz sözümü bir kenara not ediniz arkadaşlar. Çünkü anne olmadan önce,
anneliğe
dair ahkâmlar kesip bol keseden atmak, bekâra eş boşamaya benzer. Sallarsın da sallarsın yani. Fakat anne
olunca öyle bir sersemlersin ki neye uğradığını şaşar, tüm o bildiğini sandıklarını unutursun valla! İşte
diyorum ya her bebek özel, diye. Senin planlarına uyacak bebeği
belki de sen doğurmadın;
ama falan blogcu kişinin
bebeği
tam da senin hayal ettiğin
gibi. Ne güzel beşiğine
koydu mu hoop uykuya. Ama gel gör ki o da belki çok iştahsız. Ötekinin
bebeğinin
iştahına
diyecek yok; ama o da çok yaramaz mesela…
Tüm
bunlar yoruyor işte
bizi. Neden oturup kaderimizi kabullenmeyiz ki? Elimizde bizden
olma bir bebe var valla. Bu model de böyle! Takasa girebiliyoz da benim mi
haberim yok allasen…:)
Ya
bu deveyi güdeceğiz
ya bu deveyi güdeceğiz. Bu
diyardan gidebileceğimizi
mi sanmıştın
yoksa sen okurken? :) Evet, kaçış yok. Geriye ne kalıyor o halde? Bazı konuları iyice
araştırdıktan
sonra farklı tecrübelerden faydalanmak ancak en nihayetinde yine kendi doğrunu
oluşturmak.
Bu doğru,
hem annenin hem de bebeğin
kendine özgü özellikleriyle harmanlanarak oluşacak.
Tarifin püf noktası burada. Aslına bakarsanız bu püf nokta anne bebek ilişkisini
daha da kolaylaştıracağı gibi
annenin ruh sağlığı ve
dolayısıyla etraftakilerin selameti için de kilit nokta! Çünkü
lohusalık bir yaşam
biçimidir.
Dikkat!
Lohusa çıkabilir!
Bu
yazıyı her eve, binaya, avm’ye ve bilumum toplu aktivite alanlarına asmalı
aslında. Çünkü tanıdık tanımadık herkes ama herkes seni bir bebekle gördü mü
akıl vermeye kalkışıyor.
Kendini sorgulattırıyor, suçlu hissettiriyor, kendini aklamak için debelenmeni
zevkle izliyor sonra. Evet, sanırım bundan sadistçe bir zevk alanlar var…
Eskiden
bu tip insanlar, kaynana, konukomşu, görümce, eş dost falan olurken şimdi
durum daha da tehlikeli ve kalabalık bir mecraya taşındı:
Instagram
Burada normal hayatta sokakta görseniz muhtemelen bir daha yüzünü dahi
hatırlamayacağınız herhangi biri gelip size “akıl”
verebiliyor veya daha doğrusu
tavsiyede bulunabiliyor. Siz bu tavsiyeye kulak asmadıysanız
yahut karşıt görüşteyseniz
(Bu ne cüret
seni küçük
serseri?) silahlarını kuşanıyor
Instagram komşu
teyzeleri. Eleştiriyi
kabullenemediğinizden
tutun da anneliğinize
varan hakaretlere kadar giden yolu var bunun…
Çok şükür ben kimseyle bu şekilde tartışmadım;
ama birine bu denli acımasızca
saldırıldığını görmek bile beni son derece rahatsız
ediyor. Henüz, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” kıvamına gelmedim. Umarım
hiçbir
zaman gelmem de.
Birbirimize destek olacağımız yerde çoğu zaman kadının düşmanı
yine bir hemcinsi oluyor ya! Bu çok koyuyor işte…
Hepimiz anneliğin
o zorlu yollarından
geçiyoruz,
geçeceğiz. Kimse sınanmadığı bir günahın masumu sayamıyorsa
kendini, kendi başına gelmemiş bir şey
için
de eleştirmesin
bir başkasını…
Hele ki henüz
anne olmamışsa ya da öyle bir niyeti dahi yoksa uzaktan hiç akıl
vermeye çalışmasın!
O iş öyle değil güzel kardeşim…
Tamam, bazen ben de dayanamayıp bir iki yorum yazıyorum yanlış gördüğüm şeylere. Küçücük bir bebeğin sağlığı söz konusu olunca gel de tutma sen şimdi o annelik damarı!
Ama her şeyin
bir sınırı
olduğunu
ara ara kendimize hatırlatmakta
fayda var. Kişisel
profil ya da blog hiç
fark etmez, bir insanın
kendini bize açtığı kadarını buralarda paylaşıyor
olması
onu kafamıza
göre
eleştireceğimiz anlamına gelmemeli asla.
Sosyal medya mutluluğumuz
da olmamalı
mutsuzluğumuz
da.
İnsan buralara baktıkça sürekli
kendinde bir eksik arıyor
sanki. Ben de buradan bir şeyler
öğrenip oğluma uygulamaya çalışıyorum; ama tutmayınca
dünyanın
sonu olmuyor bu. Dediğim
gibi o milyonların arasından kendimizce en güzelini seçip onu hedef koyduğumuzda mutsuzluğumuz kaçınılmaz oluyor.
Sosyal medyadaki hayatların bazıları gerçek çoğu ise peri masalı. Bu mecraları,
bu anlamda daha bilinçli
okumak gerek. Ben hayatımı mümkün
olduğunca
gerçekçi
bir şekilde
yansıtmaya
çalışıyorum; fakat son zamanlarda öyle
karamsarım
ki kimsenin içini
sıkmak
da istemiyorum bir yandan. O yüzden olabildiğince güzel ama daima samimi anılarımı
paylaşmaya
çalışıyorum sizinle.
Hayatlarımız
hiçbir zaman kusursuz değil,
olmadı
da. Sosyal medyadan önce
de sonra da.
Hem
her şey
o kadar da yolunda gitse sizce de biraz sıkıcı olmaz mıydı? Arada sorunlarla mücadele
etmek ne kadar güçlü
olduğumuzu
hatırlatmıyor
mu? Fena da olmuyor sanki...
Başkalarının sözde kusursuz hayatlarına
bakarak elimizdekinden yakınmayı doğru bulmuyorum.
Başkalarının sözlerine takılarak hayatımızı yeniden şekillendirmeye çalışmak
veya bu yorumlardan üzüntü
duymak da saçma!
Herkes kendi işine, evliliğine, eşliğine,
anneliğine veya o şey
her ne ise ona baksa daha mutlu olacağız sanki…
Sevgiler…

Fikirlerinizi bu kadar güzel ve Türkçemize saygı duyarak anlattığınız için çok teşekkürler. Ben de birçok "sosyal medya annesi"ni severek takip ediyorum (Siz en sevdiklerimdensiniz). Ancak daha bağlaç olan "de"yi ve "da"yı ayıramayan, soru eklerini bitişik, kelimeleri yanlış yazan insanların akıl vermesi beni biraz çileden çıkarıyor. Verdiği tavsiye mantıklı da olsa "acaba?" diyorum açıkçası. Bu da benim önyargım galiba. :)
YanıtlaSilÖzlem Ercan
Özlem Hanım, böyle güzel bir yorum almak gerçekten ulaşmak istediğim kitleye ulaştığımı hissettirip mutlu ediyor beni. Güzel yorumunuz ve hassasiyetiniz, bakış açınız için çok teşekkür ederim. Ben çevirmenim. Bir de bu şekilde çeviri yapan insanın ya da bozuk Türkçe ile yazılmış bir eserin beni ne kadar zorladığını düşünün. Bir ara kitap okuyamıyordum. :) Değerli yorumlarınızdan mahrum bırakmayın bizi. Sevgiler.
SilHAHAH Dikkat lohusa cıkabılır=) bızım eve de asmak lazım her odaya ya
YanıtlaSilÇerçeveletip asalım. :)
SilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilTek cümle... "Eline diline sağlık,muhteşem"
YanıtlaSil